• Hayata Dair

    Ağustos’ta Saroz

    Sahile inip denizin sesini dinlediğim sabahlar günlük ritüelim. Umudum,  yaşama sevincim, yeni başlangıçlarım, kayıpları hatırlayışım. Deniz kokusunu da içime çektim mi işte ben buradayım, hayattayım. Kara bir bulut vardı yokuşu inerken, sağ kolda sırasını bekler gibiydi. Neyse ki sırası hiç gelmedi. Parçalı bulutlarla da olsa aydınlığız yine bu sabah. Karabataklar bir o yana bir bu yana gidip balık avladı. İki kadın iskeleden atladı. Denizdeki balıkadam sahilin sonuna kadar gidip, oradan karaya çıktı. Güneş çıktı peşinden. Kıpırtısız denize gün ışığı vurdu. Bir sandalın tıngırtısı, bir suyun şıpırtısı, bir de sürekli kollarımı ısıran şu minik siyah sinekler. Dubaların gerisinde, karşı yakada, bulutların arasından sızan güneşle yarı aydınlık tepeler, tepelere çıkan patikalar… Denize…

  • Hayata Dair,  Yeni Yayınlananlar

    Hikaye dinleyicisi

    Herkes kendi hayatını yaşıyor. Normali de bu zaten. Peki o zaman niye bu kadar mutsuz oluyorum başkalarının sıkıntılarını dinlerken ve durmadan düzeltme ve iyileştirme çabasına giriyorum? Kendi benliğimden ve önceliklerimden çıkıp onların hayatlarına bir nebze güzellik katmaya çalışıyorum. Zamanında şirketin organize ettiği “iş yaşam dengesi” eğitimlerinden birinde hayat amacım olarak da bu çıkmıştı aslında; ama şu an hayat amacım gerçekten bu mu yoksa kendi hayatımdan kaçıp bu iyilik periliğine mi sığınıyorum diye sorguluyorum. Çocukken, hikaye anlatıcısı olacağımı düşünürdüm. Yüzlerce öykü vardı kafamda dolaşan. Martılarla bulutlar, güneşle ay, yıldızlar ve ayçiçeklerinin öyküleri… Hikaye anlatıcısından hikaye dinleyicisine dönüştüğümü farkediyorum seneler içinde. Dinliyorum, uzun uzun, yorulmadan, bıkmadan, sakin ve düşünceli. Gözlerimin içine bakıp…

  • Hayata Dair

    dönüşüm

    Dönüşümün önünde hiçbir şey duramıyor. Buna ne toprak ne su ne hava itiraz ediyor de bir tek biz, insanlar. Şu yarım saat içinde bile ne çok değişti, denizin rengi, rüzgârın sesi, dalgaların hızı, aydınlık ve gölge, kırlangıçlar ve eşekarıları, beyaz kelebekler ve kertenkeleler hepsi gelip geçti. Bizim için güzeli çirkini var hepsinin, beğendiğimiz beğenmediğimiz, sevdiğimiz ve sevmediğimiz. Ama doğa için yok. “Ben yağmurları havaları sevmem.” “Ama şimdi de gölge oldu üşüyorum.” “Yaaa dalga çıktı, beğenmedim”, deyip gitmiyor doğa. Biz, doğanın çocuklarıyız olmasına da sürekli bir itiraz, durmadan inatlaşmadayız doğanın sunduklarına. “Bahar da bir türlü gelmedi, bıktık artık kıştan.” “Bu sıcaklar da bezdirdi, hiç sevmiyorum valla.” Fotoğraf çekerken, yok gıdım çıkmış…

  • Hayata Dair

    bir günbatımı daha

    Bir gün batımını daha sensiz izledim. İlk kez olmuyor bu, o yüzden söylemedim. Son kez de olmayacaktır, buna da eminim. Pek o kadar dip dibe ilişkiler aradığımdan da değil Ama bir kez daha güneş battı ve yanımda değildin. Ne sitem ne kinaye, olduğu gibi gerçek işte. Biliyorum aynı şey değil, benim baktığımla senin baktığın, senin hislerinle benimkiler asla aynı olmak zorunda değil. Yine de insan istiyor bazen, aynı gün batımı karşısında bir sen ol bir de sevdiğin. O an bir şiir okumak istesen mesela seni duyabilsin  olur da severse o şiiri, elini tutabilsin.

  • Hayata Dair

    Fotoğraf

    Bazı şeyleri fotoğraflayamıyorsun. Sadece makinenden ya da senin fotoğraf becerilerinden de kaynaklanmıyor üstelik. O yaşadığın kare aynı şekilde sığmıyor hiçbir kadraja. Belki gözbebeklerine birer mercek yerleştirsek ya da kalp atışlarını kaydedebilsek. Hislerinin sözlüğü olsa elimizden; tutsak ellerinden, sıcaklığını hissetsek ve kulakların olsak tabii ki – tüm sesleri biz de duysak – ve sonra o an yaşadıklarınla o yaşananların hatırlattığı her detayı toplayıp o kareye yerleştirebilsek… Belki o zaman, belki o resim hafızana aldığın anıyı azıcık andırabilir. Biraz benzeyebilir gerçeğine ve tabii ki filtresizdir.

error: Content is protected !!