Browsed by
Category: Gönül İşleri

Aşk mısın sen?

Aşk mısın sen?

Aşk mısın sen? Ağaçlar altında, gizli bir bahçede Sessizce oturmuş, kitabının sayfalarını çevirirken Belli belirsiz bir gülümsemeyle okurken satırları Bülbülün sesi bu sefer çok yakından gelirken Ve sen belki de sadece senin anlayabileceği bir ruh dinginliğinde kaybolmuşken bu sabah Herşeyden öte, herkesten başka Her zamankinden farklı bir günse bugün… Aşk mısın sen?  

Share
Papaz eriği

Papaz eriği

Aşk… papaz eriği gibi olmalı Sulu sulu kütür kütür Yeşili patlayacak kadar canlı Buzdolabından çıkınca üstünde çiğ taneleri İlk ısırdığında çıt etmesi – o çıtırtı var ya – kalbinin çarptığı bir yıldızın çıkarabileceği en hafif fısıltı ya da en içten göz kırpışı olmalı İçine akan sulu serin lezzeti dişlerini kamaştırıp yüreğini ısıtmalı Aşk… can eriği gibi olmalı can Her nefeste daha çok içine çekmeli.

Share
Öyle güzeldim ki ben

Öyle güzeldim ki ben

Öyle güzeldim ki ben Sevmiştim bir kere – ötesi var mı – İçimde nehirler aktı Öyle mavi hem de yeşil Ben o nehirdim Hem de o söğüt.   Öyle güzeldim ki ben gören olmadı. Bazı dünyalara gidemezsin ama bir başka boyutta vardır ya Ben de öyle var oldum farklı boyutlarda. Varlığım yokluktu başkasına Ben hep de başkalarının yokluklarına tutsak oldum. Geçip gitti zaman – uzaya fırlatılan bir füze gibi o füzedeki şempanze gibi geri dönmeyen bir uzay mekiği oldum.  …

Read More Read More

Share
Bir Merkür retrosu aldı götürdü seni benden…

Bir Merkür retrosu aldı götürdü seni benden…

Burda, sadece bu anda.   Nefes alırken burun deliklerimde havanın titreşimi.   Yeşil ışık yanınca hareketlenen cadde trafiğinde araba lastiklerinin asfalta çarparken sesle hızın havada bıraktığı tuhaf hırıltı.   Bisiklet zilinin çınlaması.   Dinlediğim o en güzel şarkı.   Dalların altında oturduğum palmiyenin rüzgarda kıpırdanışı.   Söğütün dallarındaki serçenin şıkırtısı.   Burda ve bu anda.   Çimlere atılmış katlanır sandalye üstünde bir ben.   Masanın üstünde müziğim, ellerimin arasında bugün bitireceğim roman.   Ne güzel.   “…git o zaman gelme…

Read More Read More

Share
Bir veda yazısı

Bir veda yazısı

14 Mayıs 2018 / Yürümek, uzun uzun, düşünerek, düşünmeden, hatırlayarak, üzülerek, kızarak, kabullenerek, düşünmemeyi deneyerek, bakınarak, gözlerini yere indirerek, şarkı mırıldanarak, susarak, dinleyerek, dinlenerek, hızlı, yavaş, tempolu, sakin, yorularak, terleyerek, hislerinden arınarak, içi ürpererek, üşüyüp titreyerek, uzun uzun, zahmetli, sıradan ve çok farklı, bir gün, bir akşamüzeri, zorlayarak, zorlanarak, akışına bırakarak, rahatlayarak, bütünleşerek, anlayarak, anlamlandırarak, yaşamın içinden, umutla…   15 Mayıs 2018 / Avare avare sokaklarda dolaşırsın bazen. Saati unutur, gölgelerden tanırsın zamanı. Bazı dakikalar daha uzundur. Şaşkınlıkla dinlediğin itiraflar…

Read More Read More

Share
Nerelere kayboldun minik kelebek?

Nerelere kayboldun minik kelebek?

Öyle bir yer söyle ki bana,  daha önce gidilmemiş yollardan geçilsin. Yine de öyle tanıdık bir hali olsun ki, içeri girer girmez evimdeymiş gibi hissedeyim.  Bilmez misin, bahardır benim adım.  Pembe beyaz goncalarla ben her bahar çiçek açarım. Mimozalardan buketler, cam kavanozlardan vazo yaparım. Pencereleri ardına kadar açar, esen rüzgarda dalgalanırım. Şimdi bu duvarlar dile gelse her söz eksik kalır.  Her renk soluk kalır renklerimin yanında. Doğumgünüm Güneş’tir benim, gizli sevdam Dolunay. Günışığını ben getiririm her sabah,  Denize vuran benim…

Read More Read More

Share
ne çok martı

ne çok martı

Ne çok martı denizi seyre dalmıştı bugün. Bir tanesi sırtını şehre vermiş, Adalar‘a bakıyordu uzun uzun. Bir tanesi, yürüyüş yolunda gidiyordu ağır adımlarla. Ne bisikletlilerden kaçıyordu, ne de sahilde yürüyenlerden. Kalabalıklar terk etmişti çoktan İstanbul‘u. *** Gözlerin içine bakınca orada bir okyanus bulurum. Sevmeyi seven, ümitle, hayalle, müzikle sevişen bir ruhum… İçimden kopmuş bir parça gibi, gök kuşağının en can alıcı renkleri gibi, kıpır kıpır bir şölen bir panayır gibi, öyle bir hal benimki. El ele kol kola olduğumuz ve…

Read More Read More

Share
Sigara Yanığı

Sigara Yanığı

Bana gecenin rengini soran bir adam tanıdım. Moru seçti kendi adına. Gecenin manzarası, gecenin teması ve gecenin hayvanını da sordu. Ve sustu. Gece mavisi, dedim önce. Deniz manzarası, hayata dair ve yarasa. Okyanus dedi, hayaller dedi ve kartal. Gerçekle hayalin ilk buluşması o an yaşandı. Uzun bir sohbetti beklediğim, kısa bir hayal kırıklığı bıraktı. Saatlerce akıp giden bir sohbet, anılar, hayaller, hikâyeler… Her şeyiyle o masada yaşanıp bitsin istedim. Öyle büyük bir heyecanla, sigara üstüne sigara yakarak, kendince bir merakla,…

Read More Read More

Share
bir Yeniköy masalı

bir Yeniköy masalı

Bugün muhteşem bir gün. Bir denize bakıyorum bir göğe. Deniz öyle mavi, öyle serin ve heyecanlı ki, kıpır kıpır, adeta dans ediyor önümde. Gök, başka bir mavi, pırıl pırıl uçuk mavi, güneşin bulutların arasından sızdığı yerde içim sımsıcak, beyaz bulutlar tüy gibi uçuş uçuş… Yere bakıyorum, güvercinler, öyle çok, öyle aç, pıtı pıtı bir oraya bir oraya dönüp, kanatlarını kabartıp boyunlarındaki yeşilleri morları ışığa çeviriyorlar. Yerdeki yemleri gagalayıp duruyorlar. Yolun sol tarafında bir kilise, kırmızı taşlarıyla enfes bir mimari, yeşil…

Read More Read More

Share
Sevdin mi ?

Sevdin mi ?

  Gönül sevmiştir bir kere. En özelinden bilmiştir. Herkesten sakındığını, ona açabilmiştir. İçi aydınlanmış; yüreği ışıldamıştır sevince.   Sevdiği görmese de o bilir, hisseder, yaşar bu sevgiyle. Değeri mi azalır, sevgisi mi yıpranır, bilmez sevdiği. Görmemezlik böyle bir şeydir.   O, kendi masalını arar sevende, sevense en başından beri sevdiğinde kayıptır.   Masaya bir tabak da onun için koymak ister. Ben geldim! dediğinde kapıda o karşılasın ister. Sarıldığında kalbi daha bir hızlı çarpsın ister. İster de ister gönül, sevmek öyle…

Read More Read More

Share
error: Content is protected !!