Ayvalık’tan Midilli

Ayvalık’tan Midilli

Cuma akşamüzeri, mesai saatinden biraz önce yola çıktık. İyi ki de çıkmışız; çünkü her bayram olduğu gibi bu sefer de inanılmaz bir yoğunluk Cuma hatta Cumartesi yola çıkanları bile bezdirdi; tatil heyecanını çileye döndürmeyi başardı.

Biz ise akşam 18:00 Bursa feribotu ile şehirden kaçıp Ayvalık’taki otelimiz, Çeşmeli Han’a gece 01:00 gibi giriş yaptık. Otelden sabah 07:30’da çıktığımız için otel hakkında çok fazla bilgi paylaşamayacağım; ama her yere yakın olması, şirin dekorasyonu ve misafirperver sahipleri sebebiyle beğendiğimi söylemem lazım.

19 Temmuz Cumartesi sabahı saat 09:00 feribotu ile Midilli‘ye geçtik. Öncesinde uzunca bir kuyrukta bekleyip bavullarımızı güvenlik kontrolünden geçirmemiz, yurtdışı çıkış harcını sağ tarafta yatırmamız, pasaportumuza çıkış damgası vurdurmamız ve teknenin üst katında kendimize püfür püfür bir yer bulmamız gerekecekti. Ayvalık yolunda bindiğimiz Bursa deniz otobüsünde yaptığımız gibi burada en başta yiyecek içecek işine girdik. Birer kaşarlı tost ile demleme çay kaptıktan sonra üstü tente ile kapalı olan üst güvertede feribotun kalkmasını bekledik.

Uzunca sayılabilecek vize kontrol kuyruğunu çok da uzun olmayan süre zarfında aşarak Midilli adasına Mytilini kentinden giriş yapmış olduk. Pasaport kontrolleriyle ilgili öğrendiğim bir şey varsa o da daha genç ve yakışıklı görevlilerin pasaport kontrolünü daha hızlı gerçekleştirdiği; orta yaş üzeri ve asık suratlı adamların ise beni hep beklettiği.

Midilli o kadar büyük bir ada ki; dile kolay Yunanistan’ın ikinci büyük adası, araba kiralamadan gezmeyi düşünemezdik. Daha önceden de tecrübeliyiz; arkadaşımın ikinci, benim üçüncü gelişim ve evet her seferinde de araba ile gezmiştik.

Araba kiralama için buraya gelmeden önce iletişime geçtiğimiz Discover Car Rental görevlilerinden biri üzerinde ismimizin yazdığı bir kâğıtla Gümrük çıkısında bizi bekliyordu. Kalimera! Peşine takılıp arabanın işlemlerini de hallettik kullanımını, benzin kapağının ne tarafta olduğunu, ¼ depo ile dönmemiz gerektiğini, 500 Euro’ya kadar hasar masraflarının sigorta kapsamı dışında kaldığını vs. öğrendikten sonra otele falan da yerleşmeden hemen yola çıktık.

Hakkını vermemiz lazım, beyaz Hyundai’miz iki gün boyunca dağ taş tepe demeden bizi gezdirdi, tık etmedi, yokuşları rahatlıkla aldı, yolu yaladı yuttu.

Ayvalık’tan gelirken yolda okuduğumuz yazılardan da hareketle, gitmediğimiz bir yer olsun diyerek kendimize adanın batı yakasındaki plajlardan birini, Skala Eresou‘yu hedefledik. Yola ilk çıktığımızda biraz kaybolma riski taşısak da Google Maps sağ olsun rotaya geri döndük ve Kalloni üzerinden Eressos yönüne girdik.

Midilli’deki ilk durağımız için iki saate yakın yol gitmemiz gerekti. İşte, benim için bu adayla ilgili en inanılmaz olan şey de eni topu bir ada olmasına rağmen yollarda geçirdiğimiz sürenin uzunluğu.

Eresos üzerinden ulaştığımız Skala Eresou’nun mini mini dükkânları, cafe ve restoranları, çok şirin bir sahili ve halk plajı var. Mint yeşili panjurlar, dar sokaklar, çıtı pıtı evler…

Biz de gözümüze kestirdiğimiz ilk yere oturduk: Aegean Restaurant.

Onca yol ve inanılmaz sıcağın etkisiyle, neredeyse dilimiz damağımıza yapışmışken masaya oturur oturmaz gelen buz gibi soğuk bir şişe su ve tereyağından sapsarı ekmek gönlümü çaldı. Menüye şöyle bir göz gezdirerek İmam (İmambayıldı), Greek Salad (Yunan Salatası), Tzatziki (Caciki) ve Kalamari kızartma sipariş ettik. Yanında da bir ufak şişe beyaz şarap, Limnos Wines. Her şey gayet güzeldi.

Eresou’nun denizi hafif çakıllı; ama suyu güzel, serin, temiz, canlandırıcı. Halk plajı olması da iyi güzel; ama sahilde şemsiye ve şezlong yoktu. Benim gibi bir sütbeyaz için en korkutucu şeylerden biri bu. Hırvatistan’ın kayalıklarında bile yatmaya alışığım; yeter ki bir çam gölgesi ya da bir ufak gölge bulabileyim. Baktık, insanlar hep restoranların altını mesken edinmiş, gölgelerinden faydalanıyor. Ben saat dörde geliyor diyerek bu sefer dayanırım dedim; ama o güneşin altında uyuyakalınca biraz piştim desem yalan olmaz. Kendimi bir şişe su ve frappe ile kendime getirmeye çalışırken, yine Türkiye’den olduğumu anlayıp Ayvalık’ın pazarını ve İzmir’in güzelliklerini anıp bana Teşekkürler diyerek jest yapan büfeden çıkar çıkmaz elimdeki şişe şıpır şıpır damlamaya, ben de üfleyip püflemeye başladım. Neyse ki kocaman Meksika şapkam var da altına sığınıp yüzümü belli ölçüde güneşten koruyabiliyorum.

Saat 17:30 gibi hala deli gibi yakmakta olan plajdan ayrıldık; dönüşü bu sefer Kalloni’yi güneyden dolaşarak Mesotopos’u takip ederek yaptık. Midilli, gördüğüm kadarıyla çok büyük, dağlık, sarp ve kurak bir ada; ama bunlar onu sevmediğim anlamına gelmiyor. Zaten sevmemiş olsam niye üçüncü kez gelirdim 🙂 Peki neden seviyorum… Sakin, doğal, kendi halinde, şımartılmamış, neredeyse köy-kasaba sıcaklığında, hem yabancı hem dostane, denizi güzel, yemesi içmesi güzel ve gittiğimiz diğer yerlere göre oldukça uygun fiyatlı olmasını seviyorum mesela. Bir de en mühimi, iyi anılarla geçti burada hep tatillerim.

Dönüş yolunda Kalonis Bay‘i de yakından görme fırsatı bulduk. Yol üzerinde şirin bir yel değirmeni dikkatimizi çekti, hemen fotoğrafladık. Bu seferki güzergâhımız öğlene göre daha kısa ve rahattı. Bu sefer Mytilini’ye 1 saatte vardık.

Önce otelimizi sonra arabayı park edecek bir yer bulmamız, otele yerleşme vs. derken akşam saat sekiz oldu. Otelimiz, bir önceki sefer de geldiğimiz ve memnun kaldığımız, limana yürüme mesafesinde, Theofilos Paradise Boutique Hotel. Ayrı bloklara dağılmış az katlı bir binada, ses yalıtımı çok iyi odaları, üst terasta küçük bir havuzu ve havuz barı, güler yüzlü otel görevlileri ile Theofilos’u tavsiye ederim.

Akşam dokuzdan sonra bir şeyler atıştırmak için çıktık; limanın sonundaki tavernalara bakınmaya başladık. Paramithi Tavern’de yine öğlenki gibi, Greek Salad, Tzatziki ve yine ortak besinlerimizden Dolma ile akşam yemeğimizi yedik. Su ve meşrubat ile yemeğimiz 18 Euro tuttu. Hemen yanımızdaki tavernada belli ki Türk grubu eğlendirmek için organizasyon yapılmış; şarkılar, türküler havada uçuşuyordu. Canlı müziğe kendini kaptırıp ayağa fırlayanlar, kol kola girip halay çekenler, bizi de eğlendirdi, yorgunluğumuzu aldı. Aynı Ege ezgilerinin Yunanca ve Türkçe yorumları, türkülerden seçmeler, hatta İbrahim Tatlıses’ten “mavi mavi masmavi“…

Midilli’deki ilk gecemizi işte böyle tatlı bir huzur ve neşeyle noktaladık.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 7.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: +1 (from 1 vote)
Ayvalık'tan Midilli, 7.0 out of 10 based on 1 rating
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!