Browsed by
Tag: ölüm

uç uç Kelebek

uç uç Kelebek

  Rüyalarımı biriktirdim, her sabah bezden bir torbaya koyup torbayı da mutfak kapısına astım. Ben evden çıkınca her biri uyandı, şöyle bir gerindi, bir o yana bir bu yana bakıp hep bir ağızdan gülmeye başladılar. Güldüler, güldüler, sonra buna da alışıp bir anda sustular. Öyle komiklerdi ki, torbanın ağzını açıp ceeee! diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Ama yapmadım, zaten ben o sırada dışardaydım. Minik rüya küpleri bir süre sonra birbirlerine de, torbanın içindeki alacakaranlığa da alıştılar, kendileri uykuya dalıp…

Read More Read More

Share
Bugün ya da dün

Bugün ya da dün

“Her şehrin karakteri var. Berlin’de soğuk, Londra’da yağmur, Sofya’da kar olmalı. O zaman güzel.” dedi. İskoçya’da olmak isterdim şimdi. Yeşil çayırlarda yuvarlanıp soğuğa çıkıp soğuktan donup üşüdükçe ayılıp ayıldıkça haykırıp bir bar taburesinde yaşlanmak isterdim.   Bir çocuk gitti bugün. Aramızdan bir yıldız kaydı. Daha yaşanmamış aşkları, alın teri ve umuduyla gitti o. Belki baharın adı Nisan göbek adı Mayıs’tı. O belki aşık olacaktı bu bahar. Beyaz dalların altında ilk kez elini tutacaktı. Yaz ilk önce Akdeniz’de anılıp Hiç gidilmeyen…

Read More Read More

Share
Ölüm, Tüm Sıfatları Silmez Miydi?

Ölüm, Tüm Sıfatları Silmez Miydi?

Her an dünyanın herhangi bir yerinde olduğu gibi bu şehirde bir kadın yaşamdan koptu; sonsuz bir yolculuğa çıktı bir süre önce. Kadının adı var mıydı bilinmez; ama sıfatı çoktu. Sunucu, oyuncu, dansçı… Enerjik, dinamik, başına buyruk, sempatik, itici, samimi… Ve tabii ki: Genç. Anne. Eş. Hangisinden ne anladıysa herkes kendince yorumladı kadını. Adının önüne ve arkasına eklemelerle sayısız tamlaması oldu kadının. Yaşarken olmadığı kadar arkasından konuşuldu. Yaşarken konuşulan sıfatlar ya pekiştirildi ya da baştan yazıldı. İnsanın ne çok sıfatı olurmuş…

Read More Read More

Share
Vedasız Gidişler

Vedasız Gidişler

Vedalaşmadan gidiyorlar. Haberimiz bile olmuyor bazen, bazen de geç kalıyoruz. Ellerini tutup gözlerinin içine bakamıyoruz. Biz geldiğimizde onlar ayrılmış oluyor evden. Nefesleri bitmiş oluyor. Bir ses, bir göz, bir burun bırakmıyor geriye ölüm. Bizi ayıran, bir nehir, bir köprü, bir şehir ya da kıtadan çok oluyor. Bir sohbet bir telefona, kısa bir ziyaret sadece birkaç saate baksa da, denizler ve kıtalar havadan karadan bir şekilde aşılsa da… İşte, bir tek ölüm aşılmıyor. Vakit ayıramadıklarımız bizi beklemiyor gitmek için. Evin eşiğinden…

Read More Read More

Share
Anneannem

Anneannem

Anneannemi kaybettik. Öyle acı ki bu cümle, başka bir şey yazamıyorum. O kadar çok acı biriktirmişim ki içimde, artık dışa vuramıyorum. İçim sıkışıyor sadece, lambasını açık tuttuğumuz odasına girdikçe, televizyon sehpasında duran porselen tabaktaki resmine baktıkça, yemek masasında oturduğu köşeyi, o köşedeki sandalyesini, kırmızı mavi film kaplı haplarını, camdan dışarı baktığı tabureyi ve beyaz tülbendini gördükçe ağlamaya başlıyorum. Çocukluğumun geçtiği evi, asmalı, ortancalı, kiraz ağaçlı çok sevdiğim bahçesini, üst kattaki karyolayı, yaz tatillerinde onda kaldığım akşamları, sabahları onunla birlikte kahvaltı…

Read More Read More

Share
Parçalı Bulutlu

Parçalı Bulutlu

Belek’teydim hafta sonu. Denize karşı bir şemsiye altı kaptım. Tatil planları kurarak kitap okudum. Rüzgârı ve dalgaları dinledim. Tüm hafta boyunca hatta aylardır başımın etini yiyen kaba saba sesleri ve kuru gürültüyü arkamda bıraktım. İş, telefon görüşmeleri, yetiştirilemeyenler, üstümden yediğim azarlar, altımdakine yönelttiğim kızgınlıklar… Artık hiç biri yok. Sörf, yelkenli, balon, kaydıraklı havuz, kano, deniz bisikleti, duşların ve kabinlerin yerini sormalar, her saat başı güneş kremi yenilemeler, kumları silkelemeler… Böyle dertlerimiz var bu hafta sonu. Mesafe koymanın iyi geleceği bir…

Read More Read More

Share
Özlem

Özlem

Eflatun beyaz çiçekler getirdim ona. Kokulu karanfiller. Mis gibi kokuyorlar diye bayıldı. Öptü beni kocaman. Teşekkür etti sürekli. Sarı beyaz papatyalarla geldim, bazen de fulyalarla… Hepsini vazoya koyduk. Şarkı söyledik sonra. Unutulmuş şarkıları mırıldandık beraber. Hadi bana masal anlat dedi uyumadan önce. Masallardan da Külkedisi oldu seçtiği. Elini tutup, yavaş yavaş anlattım, ben anlatırken uykuya daldı. Sonra bir daha konuşamadı benle. Ben hep sessizliğini ziyarete gittim onu farklı hastane odalarında. Konuştum onunla, elini tuttum, yanaklarını okşadım usulca. Tanımadı beni. Konuşamadı…

Read More Read More

Share
Muhteremin Elleri

Muhteremin Elleri

Muhteremin elleri ne güzeldi hatırlar mısınız? Gözleri gülerdi konuşurken, yüzüne ışıl ışıl yayılırdı sevinci. Ne mutlu günlerdi onlar, sanki dün gibi. Ellerinden öperdik her bayram. Çay saatinde nefis kurabiyeler yapardı, limonlu kekler bir de. Kurabiyeler o yüzden belki de hep sıcak ilişkileri, dostlukları anımsatır da, gri günlerde (ve içim solduğunda) bir fincan sıcak kakao ya da böğürtlen çayıyla fındıklı, üzümlü kurabiyeler isterim. Muhteremi bilmezsiniz belki de siz, belki o günlere yetişemediniz, çiçek işlemeli mendiller veren o tonton nineyi göremediniz belki….

Read More Read More

Share
error: Content is protected !!