Tomurcuk

Tomurcuk

Bir tomurcuk açınca, toprak da gülümser gibi gelir bana. Adına ne dersen de, hayat’a uyanınca renkli balonlar yükselir göğe. Yeşilden daha yeşil, tüm filtrelerden daha parlak, morlu sarılı minik çiçekler açar. Açarken de aralarına katılan kardeşlerini kutlar gibi çığlıklar atarak zıplarlar saksılarda. Ben bu şarkıyı biliyorum, daha önce de duymuştum, dediğimiz sayısız tesadüfe tanıklık ederim. Birini düşünür, onunla karşılaşırım; birinin derdini dinler, ona yeni kapılar aralarım. Ne kadar aydınlık bir sabah, gözlerim kamaştı ışıktan. Kendiliğimden uyandım, hiç alarm kurmadan, perdeleri…

Read More Read More

Nerelere kayboldun minik kelebek?

Nerelere kayboldun minik kelebek?

Öyle bir yer söyle ki bana,  daha önce gidilmemiş yollardan geçilsin. Yine de öyle tanıdık bir hali olsun ki, içeri girer girmez evimdeymiş gibi hissedeyim.  Bilmez misin, bahardır benim adım.  Pembe beyaz goncalarla ben her bahar çiçek açarım. Mimozalardan buketler, cam kavanozlardan vazo yaparım. Pencereleri ardına kadar açar, esen rüzgarda dalgalanırım. Şimdi bu duvarlar dile gelse her söz eksik kalır.  Her renk soluk kalır renklerimin yanında. Doğumgünüm Güneş’tir benim, gizli sevdam Dolunay. Günışığını ben getiririm her sabah,  Denize vuran benim…

Read More Read More

An ve an

An ve an

Uzak yerlere gidesim var. Görünenden de uzak, ufuk çizgisinden öteye… Görünmeyen yollardan tanımadığım sokaklara çıkasım var. Sokaklar boyunca yürüyesim, bir çay bahçesinde oturup amaçsızca etrafı seyredesim, belki de sadece durasım var. * Öylece durasım var demiştim ya, öylece otursam da olur. Sen de bir sandalye çek, şuracıkta uzun uzun oturalım. Hiç bitmeyecekmiş gibi konuşalım. Hem söz biter mi – anlatacak bu kadar hikaye varken üstelik. Çocukluk hayalleri, gençlik hülyaları, sıradan hayatlar, şaşırtıcı detaylar… Hepsini hepsini konuşalım, sonra bir ömürlük susalım…

Read More Read More

Karavanadan Thai çıktı

Karavanadan Thai çıktı

Toplantıdan çıkınca Şişhane yönünde yürümeye başladım. Haftanın 5 günü günde 8-9-10 saat Maslak coğrafyasında kuruyan bir çiçek gibi, Beyoğlu’nun eski binaları, eski İstanbul’a göz kırpan deniz manzaraları, yeme içme ya da kültür sanat diyalogları kuran iş yerleri beni kendime getirdi.  Ellerim ceplerimde yürürken ne kadar şanslı olduğumu hissettim. İnşaat alanına döndürülen bu semt yine de güzeldi. Uzaktan tepesini gördüğüm Galata Kulesi vardı. Şimdi Vergi Dairesi olmuş eski bir bina, Karaköy’e inen merdivenler, Pera Palas, sokakların bir hatırası, zamanın yaşanmışlığı vardı…

Read More Read More

huysuz ve mutsuz

huysuz ve mutsuz

Cümleler akıp gidiyor. İçimi kemiren bir his – beklemek – endişelenmek – hatta korkmak… “Hayat hepimizden daha akıllı.” Azra Kohen’in cümlesi düşüyor aklıma. Ben bir çok şeyi anladım, içimde biriken çokça korkudan arındım, hatta çok daha pozitif bir insan oldum derken, parmaklarını şıklatıp önüme yeni bir oyun bıraktı işte hayat. Bir de bu oyunda dene bakalım kendini, yine cesur ve sakin durabilecek misin? der gibi… Ama ben duramadım. Hayatın bu penceresinde almam gereken yeni bir ders varmış, öğrendim. Sağlık konusunda…

Read More Read More

Çorba

Çorba

Limon ne güzel meyve. Azıcık haşladığım brokolinin yemyeşil çiçeklerine limon sıkarak yemek ne güzel. Ne şanslıyım tadına varabiliyorum portakallı kerevizin. Şükür ki nefes alabiliyorum. Derin derin içime çekiyorum havayı. Havada yemek kokusu, fırının sıcaklığı, düdüklü tencerenin buharı. Evcimen bir Pazar günü bugün. Sevdiklerim iyileşsin diye çorba yapıyorum. Şifa niyetine tarhana çorbası kaynatıyorum önce, sonra da sebze çorbası. Bizim ağız tadımıza çok uygun değil ama ilaç niyetine aklıma ne geldiyse attım işte içine. Minestrone kıvamında bir sebze deposu oldu kendisi. Tarhana…

Read More Read More

Vincent

Vincent

Loving Vincent. Sinemada izlemeye gittim bugün. Büyülendim adeta. Resimlerle hayatlar, renklerle karakterler, sözlerle duygular alt üst oldu içimde. İnsan ruhunun derinliklerinde kaybolmak, Farklılıklarla varolmaya çalışmak Yokluk içinde yaratmak yaratmak daha çok yaratmak… Sevgiyle bakmak, ışığı görmek ve yakalamak, Hor görülmek ve dışlanmak, yalnızlıkta boğulmak, İnsanların acımasızlığını farketmek, farklı olmayı hatırlamak… Böyle duyarlı bir yürek, böyle bir deha, düşün ki, tuval için bile parası yok, şimdi müzelerde eserlerini görmek için kuyruk oluyoruz ya o hayattayken yüzlerce tablosundan sadece bir tanesini satabilmiş,…

Read More Read More

iyileşmek

iyileşmek

Ne zaman anlarsın iyileştiğini? Ben iştahım açılıp, başımın ağrısı azalıp, kendimi ayakta fıldır fıldır gezinirken anladım. Hala burnum tıkanıyor ya da boğazım kuruyup acıyor geceleri; ama iyiyim ben, biliyorum. Bir haftadır ilk kez doğru düzgün kahvaltı edebildim, ilk kez peynir yedim mesela, ilk kez Türk kahvesi içtim. Açık havada yine sıkı sıkı sarındım, ufacık bir anda yine üşüdüm, genzimdeki akıntı durmadı; ama olsun, şükür olsun ki iyiyim artık ben. Yaşasın!

Hastalık psikolojisi

Hastalık psikolojisi

Bir an geliyor, kabus gibi, sinirlerin bozuluyor artık bu burun tıkanıklı, geniz akıntılı, ağız içi aftlı, acılı, yanmalı, batmalı halden. Nefes almak ve yutkunmak bile zorken, burnundan nefes alamayınca geceleri dudakların kupkuru olup pul pul dökülürken, uyurken dilinin damağına yapışmasıyla hissettiğin acıyla defalarca uyanırken, en sevdiğin şey olan yemek yemekten mahrum kaldıkça hem açlıktan halsiz, hem de iyice keyifsiz ve huysuz bir hal alırken,  her gün daha kötü olduğunu gördükçe umutsuzluğun artarken… çok fena. Öyle böyle değil. Ne ki, ufacık…

Read More Read More

Anne Gözyaşı

Anne Gözyaşı

Sen merak etme desen de merak eder ya. Evdeysen geliyim, göriyim seni en azından, der ya. Senin gibi canı acır da üzülüp senin için gözyaşı döker ya hani. Anne gözyaşı işte. Canım annem, kıyamam sana, üzülme, iyi olucam ben, herkes hasta oluyor, desem de… Bebekken bile ağzında pamukçuk çıkmadı, diyip üzülen annem. Sıcak sıcak mantı getirmiş bana. Konuştukça acıdan gözlerim doluyor, onun gözlerinden zaten yaşlar iniyor, annecim üzme beni, sarılamıyorum da bak, diyorum. Tamam, sen ye sıcak sıcak, dinlen, biz…

Read More Read More