Browsed by
Tag: keyif

Balkonda Pazar Keyfi

Balkonda Pazar Keyfi

Bütün haftanın yorgunluğu Cumartesi gecesi üzerime çullanınca, Pazar günü saatlerce uyuyacağım demiştim. Bir Pazar günü için çok da geç olmayan bir saatte, sekiz buçuk sularında uyandım. Hemen giyinip market alışverişi yaptım; domatesleri, köy biberlerini ve salatalıkları yıkadım. Lavaş ekmeğinin arasına peynir koyarak tost makinesinde çıtır çıtır ısıttım. Söğüş salataya zeytinyağı gezdirip tuz, kekik ve pul biber ektim. Peyniri dilimledim, zeytin çıkardım. Cam fincanımda sevdiğim meyve çayından demledim. Hepsini tepsiye dizerek balkona çıktım. Yazın ilk balkonda kahvaltı keyfi beni benden aldı….

Read More Read More

Share
Prairie des Filtres

Prairie des Filtres

Günlerden Pazartesi, ülkelerden Fransa, saatlerden öğle suları, hallerden tatlı bir tatil keyfi. Kanal boyunda yazmak amaçsızca… Saatlerce, hiçbir şey düşünmeden, beklemeden, takılmadan, sallamadan çimlerde yatmak… İlk başta çimlere otururken şimdi geriye bırakıvermek kendini. Çim biçme makinesinin uzaklaşan sesine karışan yemyeşil bir çim kokusu. Bulutlar güneşin önünden çekildi. Üç ördek suda adeta kayarak uzaklaştı. Sinekler, karıncalar ve uzaktan gelen bir yaban ördeği sesi dışında… Bir de rüzgârda yaprakların birbirine sürtmesiyle çıkan o hışırtı dışında etrafımı saran katıksız bir sessizlik diyebilirim. Ha,…

Read More Read More

Share
Haftanın En Cuma Hali

Haftanın En Cuma Hali

“Raindrops keep falling on my head…” dinliyorum bugün. Önce sağ omzum, sonra sol omzum öne çıkıp ardından başımla omuzlarım iki yana sallanıp B.J. Thomas’a eşlik ediyorlar. Ekim’in başındayız; ama ben kış gelmiş gibi üşüyorum. Öğle yemeğinde şifa niyetine tavuk suyuna sıcacık şehriye çorbası isteyecek durumdayım. Daha birkaç hafta önce, Saros’un serin suları ve enfes Eylül güneşi diye yazıyordum hayat günlüğüne. Enfes dondurmalar yemeye Gelibolu çarşısındaki Roma Dondurma’ya gidiyordum. Sakızlı ve vişneli, nefisss… Dondurma yerken başarıyla araba kullanıyor, sağa sinyal verip…

Read More Read More

Share
Pastoral mutluluk

Pastoral mutluluk

Vişne çiçek açmış. Zakkumlardaysa henüz ses yok. Otlar bürümüş ön bahçeyi, güller durgun henüz; ama yaralı çam büyümekte. Borazan çiçeği çiçeksiz ve başıboş kalmış; söktüğümüz sarmaşıksa tekrar uzamış. Bahçede kahvaltı etmenin tadına doyum olmaz. Yüzüme vuran güneşe inat, birkaç saat fazladan yaşadığım uyku masalından yeni kalkmış, masaya az önce oturmuşken, boynumdan kollarıma ve kemiklerime işleyen sıcaklığıyla güneşe göz kırpıyorum. Üzerimdeki tatlı mahmurluğu bir yana atar atmaz fotoğraf makinesiyle vişne ağacının, gelinciklerin ve zeytinin arasında dolanmaya başlıyorum. Adını bilmediğim sarı, mavi,…

Read More Read More

Share
Hafta Sonu Mutluluğu

Hafta Sonu Mutluluğu

İstanbul’da baharla yazın iç içe geçtiği günler yaşıyoruz yine. Bahar geliyor mu gelmiyor mu, ah ama şimdi de üşüdük derken birden yaz geldi. Merserize kazaklar ve kısa ceketlerle gezinmek varken, bir anda yağmurlukları atıp askılı t-shirt’ler giyerken bulduk kendimizi. Şikâyetim yok kendi adıma; sıcağı, güneşi, pırıl pırıl bir günü hiçbir şeye değişmem. Şimdi, kırlara koşmak istediğim, çimlerde yuvarlanmaya doyamadığım, pencereleri ardına kadar açıp uçuşan tül perdeler arkasında dans ettiğim günler… Bebek Parkı’nda, Caddebostan-Bostancı sahil hattında, İstanbul’da ne kadar koru, orman,…

Read More Read More

Share
İki Liraya Mutluluk

İki Liraya Mutluluk

Güneşin yüzünüze vurduğu bir Ocak öğleden sonrası düşünün. Uzun bir uykudan yeni uyanmışsınız ve panjurları kaldırdığınızda pırıl pırıl bir hava ile karşılaşıyorsunuz. Beklemediğiniz bir şekilde sizi saran, gözlerinizi kamaştıran enfes bir gün sizi bekliyor. Kış güneşi gibi soluk da değil üstelik; şirinlikleri ile yerinde duramayan afacan bir çocuk gibi göz kırpıyor size. Daha ne duruyorsunuz, haydi çıkın dışarı. Öyle bir çıkın ki ne kimlik ne kredi kartı her şeyi unutun evde. Sadece kapıyı çekin usulca, anahtarı üstünden alıp. Öyle bir…

Read More Read More

Share
Günün İçeceği

Günün İçeceği

Koyu yeşil çay yaprakları önce minik, buruşuk, içine kapanık duruyorlar kavanozda. Sonra kaynayan suyun içinde fıkır fıkır oynarken buluyorum onları. Çay biraz daha demlensin diye altını kısıyorum ateşin. Bir dahaki sefere onlara da şans vereceğimi söyleyip beyaz çayla yaseminli yeşil çay kavanozlarını geri koyuyorum dolaba. Renk renk benekli zarif mi zarif kupamı alıyorum raftan. Burnuma tüten buruk mağrur çay kokusu şimdiden dinlendiriyor beni. Kupayı tepeleme dolduran çayın sıcaklığına sarılıp camın önüne oturuyorum. Havalar biraz serinlemeye görsün, çeşit çeşit bitki çaylarımla…

Read More Read More

Share
Boğazda Tekne Gezisi

Boğazda Tekne Gezisi

Güneş batmamıştı daha. Aydınlıktı hava. Seninle tanıştığımız gün giydiğim beyaz bluz vardı üzerimde. Spor ayakkabılarım bile aynıydı. Pek tekin gözükmeyen daracık iskeleden küçük adımlar atarak ama korkusuzca, tek başına yürümüştüm tekneye. Tanıdıklar vardı, göz aşinalığımız olanlar, bir de yeni tanışacağımız arkadaşlar. Mis gibi bir hava vardı, öyle huzurlu, dingin, mavili beyazlı ve güneşli. Pink Martini vardı usul usul güverteden yükselen. Büyük minderlerimiz vardı, güneş gözlüklerimiz, bir de üşürsek diye yanımıza aldığımız şalımız. Yanımızdaki teknelerde de bir doğum günü bir de…

Read More Read More

Share
İstanbul’da Bahar

İstanbul’da Bahar

– Denizin ortasında bir şehir hatları vapurundan Topkapı’ya bakış… Karanlığa direnen beyaz köpükler bırakarak ardımızda… Ne güzel bir gündü demek ne güzel… Bahar dalları açtı artık. Aşkım şehre döndü. Bembeyaz inci taneleri… Mis gibi bahar kokusu… Rengarenk çiçekler… Denize beş karış mesafede çay içmek var şimdi. Kandilli’de salaş bir yer olsun mesela. Yanında en sevdiğin, en harbi can yoldaşınla. Sosis patates tava, sosuna ekmeği bandıra bandıra yemeli. Muhabbetine doyum olmamalı. Onla bunla en çok da kendinle dalga geçip bol bol gülmeli….

Read More Read More

Share
error: Content is protected !!