• Cosmoturk'ten,  Hayata Dair,  Seyahat

    Oyunun Mızıkçısı Yol Türküsü Tutturunca

    İnsan ev taşımaya kalkınca ne kadar çok eşyası olduğunu anlıyor, hatta kendinden korkuyor, bıkıyor, yoruluyor. Bunca giysi, ayakkabı, çanta, kitap, dergi… Hani bazılarına kıyıp atıyorsun ama at desen atamayacağın cinsten olanları ne yapacaksın? Ne kadar çok şey biriktiriyor insan. Dolup taşıyor dolaplar, raflar, kapı arkaları, yatak altları, kanepe köşeleri. Kökleri göçebeyken bu kadar mı sahiplenir insan her şeyi… Bunca eşya arasında saç baş darmadağın kendimi kaybetmişken yatağın üstünde biriken kitaplara bakakalıyorum. Bir sayfa iki sayfa okuna okuna yine de okunmamış olarak duran Yunan ve Roma Mitolojisi, Şarabın Tarihi ve Fitzgerald’in bir romanı bir yanda; hediye edilen ve henüz okunmamışlardan İngilizce romanlar bir yanda. Alınıp bekleme sırasına girenlerde de World Food:…

  • Cosmoturk'ten,  Seyahat

    Amerika Uçuşu

    Sabah 4, havaalanındayım. Lufthansa görevlisi oldukça kibar, ben söylemeden cam kenarını verdi. Teşekkürler bayım, sabahın köründe mutlu ettiniz beni. Kabin boyutunda kırmızı bavulumla on sekiz günlük okyanus ötesi yolculuğa çıktığıma kimse inanmaz; ama doğru. Hepsi hepsi bu kadarım. Ne eksik ne fazla. Yakışıklı hostların ikramlarıyla Frankfurt’a iniş hızlı oldu ya da benim zaman algım çoktan kaydı. Parfüm denemeleri, trenle terminalden terminale geçiş ve karınca gibi çalışan havaalanı insanlarına duyduğum hayranlık. Uçağı beklerken marketten aldığım suyu içerim diye düşünmüşüm; ama güvenlikten geçeceğimi unutmuşum, haliyle açılmamış suyu aynen teslim ettik görevlilere. Helali hoş olsun, ne diyelim. Üfff… 4 saat çok uzunmuş transfer için, bunu anladım. Bekle bekle geçmedi zaman, şişe suyum da…

  • Cosmoturk'ten,  Gönül İşleri,  Hayata Dair

    Firar

    Firar etse yürek, gitse keşke buralardan. Artık onu tutmayacağım. Anladım ki o hep bildiğini okuyacak, burnunun dikine gidecek, beni düşünmeden çarpacak. Firar etsem keşke buralardan. Uzaklara gitsem kimseye haber vermeden. Bir süre kimse ulaşamasa bana. Meraksa merak, telefonlarım kapalı olsa. Umurumda olmasa. Uzaklar… Beni alsa ve baştan yaratsa. Bir cafe’m olsa ya da bir çay evim. Mini mini kartpostallar yapsam ellerimle, nakışlı örtüler olsa masalarda, cimcime çocuklara doğum günü partileri yapsak orda. Renk renk balonlar, günlükler, kitaplar, ucu tüylü pembe kalemler… Firar etse yürek. Bu kafes dar geliyor ona, bilmez miyim. Acıdan korkmuyor, sevmekten korkmuyor o. Hesapsız seviyor, çıkarını düşünmüyor. Ne kadar içten ne kadar fedakar ne kadar anlayışlı olduğunuysa…

  • Cosmoturk'ten,  Hayata Dair

    Şu An İçimden Geçen

    Sanki çoğalmış gibi zaman. Yağmur inerken kaldırımlar daha davetkâr. Sokaklarda koşmak ve çok uzaklara gitmek istiyorum yine. Uzaklaşmayla ne derdim var, ben de bilmiyorum; ama bu dar zamanları uzatmanın yolu uzaklaşmakmış gibi geliyor. Bugün birkaç plan vardı, hiçbirini yapmak gelmiyor içimden. İşle ilgili o kadar şey var ki biriken, düzenlemem gereken, e-mail atmam, okumam, yazmam, incelemem, düzeltmem gereken… Ama hiçbirini yapasım yok. Hafta sonu kalkıp ofise giderim belki. Belki bu beni hizaya sokar. Pazar sabahına ofiste başlamak aklımı başıma getirtir belki. Sıcak atmosferiyle bir kafede oturmak ve en sevdiklerimden ya da hiç denemediklerimden bir şeyler sipariş etmek varken çalışmak beni büyütür, büyümek istemeyen bir yüreği olgunlaştırır belki. Olgunlaştırsa şimdiye kadar…

error: Content is protected !!