Hayata Dair,  Seyahat,  Yeni Yayınlananlar

Gaziantep – ikinci gün ve veda

Sabah otelde hafif bir kahvaltı üstüne yürüyerek Bey Mahallesi’ne indik. Restorasyon çalışmaları devam ediyor, çoğu ev cafe – nargileci olarak hizmet vermeye başlamış. Butik otele dönüştürülen konaklar da var. İnşaat çalışmaları hummalı bir şekilde devam ediyordu. Biraz fotoğraf çektik; ama bu restorasyon ve dönüşüm sebebiyle tarihi doku ve sokakların ruhunu tam manasıyla hissedemedim.

Sonra taksiyle kalenin arkasına dolaştık. Kalenin orda Naib Hamamı var, gündüz kadınlar, akşam erkekler gidiyormuş. Yine aynı bölgede peynirciler, sebzeciler, terzi, nohut dürüm yappan amca, bir örnek küçük eski dükkanlar sıra sıra… Burayı sevdim.

Seddar

Zincirli Bedesten’e yürümeyi düşünüyorduk ama önce mola olması için Tarihi Gümrük Hanı’nda Kahveci Seddar Bey’e gittik. Çift taraflı dibek kahvesi içtik. İlk yudum sert geldi ama sonra iki lezzet birleşince tadı da daha çok hoşuma gitti. Handa, gölgede biraz soluklandıktan sonra yürümeye devam ettik. Zincirli Bedesten, Tütün Han, Bakırcılar Çarşısı, Almacılar Çarşısı… Ara sokaklarda alışveriş yapa yapa gezinip mola için tekrar Tahmis’e döndük. Zahter çayı içtim ferahlatsın diye. Çayı o kadar beğendim ki çarşıda dolanırken girdiğimiz Zeytinhan’dan zahter çayı ve menengiç kahvesi almayı da unutmadık.

Katmer

Sonra yine çarşının içinden yürüyerek Zekeriya Usta’da katmeri keşfettik. Sabah kahvaltısında şekerli birşey yiyemeyen benim için zor olsa da denenmesi gereken bir lezzet. Yanımızdaki masaya oturan Antepli aile Antalya’da yaşıyor ve tatil için buraya gelmişler. Katmerin yanında bir bardak soğuk sütle denememizi tavsiye ediyorlar. Bir sonrakine bakmak lazım, belki tatlılığını da alır biraz… Zekeriya Usta’da yaptığımız kısa sohbette lahmacun için Çıtır Lahmacun, baklavada Koçak, her zaman için İmam Çağdaş, Halil ve Mehmet Usta isimleri teyit edildi… Güzel sohbetin ardından çarşıdan gezine gezine Savaş Müzesi’ne yürümeye başladık ama bir süre sonra öğrendik ki tadilat sebebiyle kapalıymış… Bu sıcak havada hiç de iyi olmadı tabii; ama yapacak birşey yok. Biz de antepfıstığı almak üzere geri döndük, Mevlevihane’yi gezdik, sonra elimiz kolumuz dolu bir halde, otele döndük.

Bayazhan

Otelde biraz dinlendikten sonra Küşlemeci Mehmet Usta’ya yürüdük. Yeri Kırkayak Parkı yanında. Mehmet Usta’da önce kaşık salata, sonra kebap ve kuşbaşı et, sonra da küşleme geldi; biz de afiyetle yedik. Hazır buraya kadar gelmişken Bayazhan Kent Müzesi’ni de gezelim dedik. Şehrin kültürel değerleriyle ilgili ayrıntılar (Bakırcılık, sedef, kilim, kutnu, şehrin ünlü simaları, politikacılar, gaziler, tarihi yerler, spor vb) küçük küçük odalarda, fotoğraflarla, maketlerle, örnekleriyle sergilenmiş. Ben çok beğendim.

Dondurma

Müze’den çıktıktan sonra yolumuzun üstünde bir de dondurmacı bulduk ki Antep gezisinin en güzel hatırası olarak baş köşeye yerleşti. Bedir Dondurma’da antepfıstıklı dondurma efsane… Böyle bir dondurma yok. İçindeki tane tane antepfıstıklarından pasta mı yiyoruz dondurma mı belli değil. Mis gibi kokuyor, o kadar lezzetli ki… Kesinlikle tavsiye ediyorum, denenmesi gerek.

Dondurmanın verdiği mutlulukla biraz da serinlemiş olarak otele yürüdük. Biraz daha dinlenip akşam yemeğini nerede ne zaman yiyeceğimizi planladık. Antep gezisi gurme gezisi olunca sürekli yemek de kaçınılmaz olmuştu haliyle.

Beyran

Önce taksiyle çarşıya inip Metanet’te Beyran içtik. Yanında ikram ettikleri çiğ köfte bana çok acı geldi ama lezzetliydi.  Sonra kebap mı lahmacun mu hafif birşey daha yesek derken bir baktık gitmeyi düşündüğümüz Aşiyan saat 22:00’de kapanıyor. Bizi Metanet’in önünden alan taksiciye, nereye gidelim, diye sorduğumuzda “doymadınız mı” demesi ise bizi bizden aldı. Sonunda yine öğlen gittiğimiz Bayazhan’a yakın, Kırkayak Parkı’nın içinde Antep Evi diye bir yere gittik.

AntepEvi

Bahçe içinde çok büyük bir mekandı, içinde nargile cafesi de restoranı da canlı müziği de var. Analı kızlı, yuvalama ve gavurdağı salatası ile lahmacun söyledik. Böylece denemediğimiz bir iki lezzeti de denemiş olduk; açıkçası ben beğendim. Açık havada oturmak da iyi geldi.

Ve son gün… Şehir merkezinde, düzenli güzel caddeleri olan, kadın tramvay şoförü ve tramvayda ücretsiz wifi olması ile beni gülümseten bu şehirden ayrılma zamanı gelirken görebileceğimiz daha birçok müze, botanik bahçesi, hayvanat bahçesi ve yakın çevrede gezilebilecek yerler olduğunu biliyoruz. Ama olsun, buna da şükür. Bu kısacık geziyi de iyi ki yaptık, iyi ki buralara geldik… Pazar sabahı sokaklar boş, etrafta in cin top oynuyor adeta.

Orkide

Kahvaltı için taksiyle Orkide Pastanesi’ne gittik. Yeri buranın büyük caddelerinden birinde, mağazalar caddesi gibi bir yerde. Gazi Muhtar Paşa Bulvarı diye geçiyor. Yöresel kahvaltı ve kahvaltı tabağı aldık, herşey çok güzeldi. Antep peyniri kızartılmış, nohut, patates, kaymak, reçeller, domates biber sos, zeytin, lavaş, çayla mis gibi bir kahvaltıydı.

Kahvaltıdan sonra yürüyerek Koçak Baklava’ya gidip üzerimize düşen görevi yerine getirdik ve İstanbul siparişlerini aldık. Sonra da taksiyle otele geldik. Taksiciler çok dostane, misafirperver, hoş sohbet. Geldiğimizden beri o kadar iyi karşılandık ki. Adeta esnaf da turizmi sahiplenmiş, korumaya, memleketlerini iyi tanıtmaya kararlı gibi. Helal olsun gerçekten.

Havaş otobüstleri Belediye Binası ve Devlet Tiyatrosu’nun arkasından kalkıyordu. Otelden yürüyerek oraya geldik ve yarım saatte havaalanına vardık. Böyle ulaşımı rahat şehirleri çok seviyorum. Bakalım, bir sonraki sefere nasıl bir şehre gideceğim…

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!