• Hayata Dair,  Yeni Yayınlananlar

    Siyah beyaz bir resim bırakırız bazen arkamızda. Koşa koşa görmeye gittiğimiz bir dost, yabancı bir şehrin en can alıcı köşesi, yorgunluğumuzu atmak için oturduğumuz bir bank, güneşin kavurucu ateşinden korunacağımız bir ağaç altı… Ömrümüz de o siyah beyaz karelerden oluşan bir fotoğraf albümüne benzer zamanla.

  • Hayata Dair

    Tekrar tekrar şükrettim

    O ilk gün azaptı, hiç beklemediğim bir anda, ayağımın üstüne basamaz olmuştum. Sağ bacağımı sürüye sürüye havaalanında bir kapıdan diğerine yürümek, saatlerce uçağın kalkmasını beklemek, uçaktan inince otobüse, otobüsten dış hatlar kapısına, pasaport kuyruğuna, ordan otoparka yürümek. Üstelik etrafında insanlar sel gibi akarken, bunların hepsini hiç alışık olmadığın bir ağır çekimde yapmak zorunda kalmak. Daha da fenası, bunca ağrı ve yorgunlukla döndüğün memleketinde yaya geçidindeyken üstüne araba süren adamlarla didişmek… Önce, arabayı kullanabilecek miyim diye şüpheyle direksiyona geçmek, sonra ağrının artmadığını farkedip rahatlamak, eve dönüp yatağa yattığında, bu ağrıyla ben nasıl uyuyacağım diye düşünmek; ama bu ağrıyla da o yorgunlukla da bir şekilde uyumak işte. Ayakta durunca bacaklarından inen acı,…

  • Hayata Dair

    Yeni başlangıçlara

    Yeni başlangıçlara, dedim, çikolatayı paketinden çıkartırken. Kemik suyuna sebze çorbası yaptım düdüklüde, bir de tuzlu kekimden. Arda’nın tarifi, peynirli dereotlu. Çorbayı blender’dan geçirip tadına baktım, bol sarımsaklı. Keki de fırından çıkarıp borcama aldım ve kendime bir sade türk kahvesi yaptım bol köpüklü. Ayaklarımı pufa uzattım, hava daha aydınlık, hala güneş var. Hala umut var Nilly, dedim. Dizlerimin altına ince bir yastık koyup müziğin sesini biraz daha açtım. İçim büyüdü, genişledi. O gergin kırgın halim hiçbir yere gitmedi belki; ama günebakanlar bana yine gülümsedi. Bol fıstıklı bitter çikolatadan bir parça ısırdım. İşte bu. Bu çikolatanın tadını hâlâ alabiliyorsam, bu çalan şarkıda (a kiss is still a kiss in Casablanca) hayallere dalıyorsam…

  • Seyahat

    Roma, Kasım 2019

    Perşembe Gitmelere doyamadığım İtalya, canım benim, ben geliyorum… Sabah 11i 20 geçe inen uçağımdan okul çantamı tintin çekerek pasaport kontrole doğru yürüdüm. Hayatımda gördüğüm en boş sırayı fıldır fıldır dönüp üç dört kişi sonra memurun önündeydim. O da sağolsun, çat diye damgayı basıverdi, hoşgeldim İtalya’ya! Madem erkenden bitiverdi işlerim, e tek başımayım, bavulum da yok, taksiye binmesem diye düşündüm. Tren işaretlerini takip ederek diğer terminale geçtim ve 5 dakika sonra kalkacak trene biletimi alıverdim. Duyduk duymadık demeyin, Leonardo Express 32 dakikada Roma Termini’de olacak ve sadece 14 Euro. İstasyona geldiğimde içimde yine kelebekler uçuşmaya başladı. Bu şehri seviyorum. Güneşli, ılık bir havada, üzerimde sadece bir sweatshirt ile yürümeye başladım otele…

  • Yeni Yayınlananlar

    Dingo’nun Ahırı

    İnsanın tepesi atıyor bazen, öyle böyle değil düpedüz deliye döndüğü oluyor. Hayat bu, esince esiyor, dellenince delleniyor. Açık ofis diye bir illete tutunmuşuz, laklaktan geçilmeyen şirketlere bir de açık ofis getirmişiz. Çenesi düşüklerin ceremesini kıçının üstüne oturup da çalışmaya çalışan zavallılara çektirmişiz. Güya kimsenin odası yokmuş ama maşallah her üst düzey yöneticinin yeri belliymiş. Hani öyle herkesin odalara ve masalara rezervasyon yapabileceği bir sistem de getirmemişiz. O kadar şeffaflık ve demokrasi bize zor gelirmiş. Neymiş o, açık ofis diye endüstriyel görünümlü kat planları çizmişiz. Tavanlarda borular, yerlerde halı yok, gürültünün bir o kadar daha artacağını her nasılsa tahmin edememişiz. Sistem kural bilmeyen insanlara sen açık ofiste takıl demişiz, call’un olursa…

error: Content is protected !!