Browsed by
Author: admin

No reason No rhyme

No reason No rhyme

“Nobody has ever measured, not even poets, how much the heart can hold.”   — William Blake A day, sharp and bright, full of hopes and laughter, it seems. Yet, each day is a mystery, words to hear you never could imagine, maybe even confessions of a lost path and of heartbreak, hard and bitter. … “The best and most beautiful things in the world cannot be seen or even touched. They must be felt with the heart.” – Helen Keller…

Read More Read More

İçimde menekşeler pembeler

İçimde menekşeler pembeler

Gipgri puslu bir hava. Kocaman bir sessizlik. … Bu satırları okuyunca aklında karamsar bulutlar gezinmesin sevgili okur. Bilmez misin, kelimelerin kendi dili vardır ve yazmak da o dili özgür bırakmak… Ne ben’im bu yazıdaki, ne illa sen. Ne bir gerçek ne de tamamen uydurmaca. Birbirinin içine geçmiş onlarca hikâye, yüzlerce kurgu, olay örgüsü… Ben mi yazdım gerçekten yoksa yazılmasına aracılık mı ettim? Ben miydim hayal eden yoksa kâğıda dökülmesine izin mi verdim? Bu sabah da işte tam da böyle gipgri…

Read More Read More

Rose petals and windy days

Rose petals and windy days

  (1) Rose petals and windy days Riding on horses wild and free I hear them noises far and bitter I hear their music loud and strong Murmuring to myself old fairytales Dancing to his steps with ease and singing along each melody each grasp a joyful reunion   Tea leaves and golden meadows Every sunset a beauty queen Creamy pie and pinkberry clouds Either a sea or a waterfall there you’ll find me Tonight said the doorman there will…

Read More Read More

Tomurcuk

Tomurcuk

Bir tomurcuk açınca, toprak da gülümser gibi gelir bana. Adına ne dersen de, hayat’a uyanınca renkli balonlar yükselir göğe. Yeşilden daha yeşil, tüm filtrelerden daha parlak, morlu sarılı minik çiçekler açar. Açarken de aralarına katılan kardeşlerini kutlar gibi çığlıklar atarak zıplarlar saksılarda. Ben bu şarkıyı biliyorum, daha önce de duymuştum, dediğimiz sayısız tesadüfe tanıklık ederim. Birini düşünür, onunla karşılaşırım; birinin derdini dinler, ona yeni kapılar aralarım. Ne kadar aydınlık bir sabah, gözlerim kamaştı ışıktan. Kendiliğimden uyandım, hiç alarm kurmadan, perdeleri…

Read More Read More

Nerelere kayboldun minik kelebek?

Nerelere kayboldun minik kelebek?

Öyle bir yer söyle ki bana,  daha önce gidilmemiş yollardan geçilsin. Yine de öyle tanıdık bir hali olsun ki, içeri girer girmez evimdeymiş gibi hissedeyim.  Bilmez misin, bahardır benim adım.  Pembe beyaz goncalarla ben her bahar çiçek açarım. Mimozalardan buketler, cam kavanozlardan vazo yaparım. Pencereleri ardına kadar açar, esen rüzgarda dalgalanırım. Şimdi bu duvarlar dile gelse her söz eksik kalır.  Her renk soluk kalır renklerimin yanında. Doğumgünüm Güneş’tir benim, gizli sevdam Dolunay. Günışığını ben getiririm her sabah,  Denize vuran benim…

Read More Read More

An ve an

An ve an

Uzak yerlere gidesim var. Görünenden de uzak, ufuk çizgisinden öteye… Görünmeyen yollardan tanımadığım sokaklara çıkasım var. Sokaklar boyunca yürüyesim, bir çay bahçesinde oturup amaçsızca etrafı seyredesim, belki de sadece durasım var. * Öylece durasım var demiştim ya, öylece otursam da olur. Sen de bir sandalye çek, şuracıkta uzun uzun oturalım. Hiç bitmeyecekmiş gibi konuşalım. Hem söz biter mi – anlatacak bu kadar hikaye varken üstelik. Çocukluk hayalleri, gençlik hülyaları, sıradan hayatlar, şaşırtıcı detaylar… Hepsini hepsini konuşalım, sonra bir ömürlük susalım…

Read More Read More

Karavanadan Thai çıktı

Karavanadan Thai çıktı

Toplantıdan çıkınca Şişhane yönünde yürümeye başladım. Haftanın 5 günü günde 8-9-10 saat Maslak coğrafyasında kuruyan bir çiçek gibi, Beyoğlu’nun eski binaları, eski İstanbul’a göz kırpan deniz manzaraları, yeme içme ya da kültür sanat diyalogları kuran iş yerleri beni kendime getirdi.  Ellerim ceplerimde yürürken ne kadar şanslı olduğumu hissettim. İnşaat alanına döndürülen bu semt yine de güzeldi. Uzaktan tepesini gördüğüm Galata Kulesi vardı. Şimdi Vergi Dairesi olmuş eski bir bina, Karaköy’e inen merdivenler, Pera Palas, sokakların bir hatırası, zamanın yaşanmışlığı vardı…

Read More Read More

huysuz ve mutsuz

huysuz ve mutsuz

Cümleler akıp gidiyor. İçimi kemiren bir his – beklemek – endişelenmek – hatta korkmak… “Hayat hepimizden daha akıllı.” Azra Kohen’in cümlesi düşüyor aklıma. Ben bir çok şeyi anladım, içimde biriken çokça korkudan arındım, hatta çok daha pozitif bir insan oldum derken, parmaklarını şıklatıp önüme yeni bir oyun bıraktı işte hayat. Bir de bu oyunda dene bakalım kendini, yine cesur ve sakin durabilecek misin? der gibi… Ama ben duramadım. Hayatın bu penceresinde almam gereken yeni bir ders varmış, öğrendim. Sağlık konusunda…

Read More Read More

Çorba

Çorba

Limon ne güzel meyve. Azıcık haşladığım brokolinin yemyeşil çiçeklerine limon sıkarak yemek ne güzel. Ne şanslıyım tadına varabiliyorum portakallı kerevizin. Şükür ki nefes alabiliyorum. Derin derin içime çekiyorum havayı. Havada yemek kokusu, fırının sıcaklığı, düdüklü tencerenin buharı. Evcimen bir Pazar günü bugün. Sevdiklerim iyileşsin diye çorba yapıyorum. Şifa niyetine tarhana çorbası kaynatıyorum önce, sonra da sebze çorbası. Bizim ağız tadımıza çok uygun değil ama ilaç niyetine aklıma ne geldiyse attım işte içine. Minestrone kıvamında bir sebze deposu oldu kendisi. Tarhana…

Read More Read More

Vincent

Vincent

Loving Vincent. Sinemada izlemeye gittim bugün. Büyülendim adeta. Resimlerle hayatlar, renklerle karakterler, sözlerle duygular alt üst oldu içimde. İnsan ruhunun derinliklerinde kaybolmak, Farklılıklarla varolmaya çalışmak Yokluk içinde yaratmak yaratmak daha çok yaratmak… Sevgiyle bakmak, ışığı görmek ve yakalamak, Hor görülmek ve dışlanmak, yalnızlıkta boğulmak, İnsanların acımasızlığını farketmek, farklı olmayı hatırlamak… Böyle duyarlı bir yürek, böyle bir deha, düşün ki, tuval için bile parası yok, şimdi müzelerde eserlerini görmek için kuyruk oluyoruz ya o hayattayken yüzlerce tablosundan sadece bir tanesini satabilmiş,…

Read More Read More