Cosmoturk'ten,  Seyahat

Sular Ülkesi II- Amsterdam`da

Sular ülkesindeki gezi boyunca gök yüzünü sıklıkla astı; ama sağanaklar yağmadı neyse ki. Amsterdam, yürümesi güzel bir şehir, onu anladım, hatta kaybolması bile güzel. İnsanın tüm sokaklara girip çıkası geliyor. Sonra kanallar, kanalların kenarında sıralanan rengârenk daracık evler, oteller, cafe’ler… İnsanlar nasıl yaşıyor burada dediğim ama perdesiz camlardan her türlü konforla yaşanıldığını gördüğüm su üstündeki sal evler; botaniğe duyulan müthiş meraktan mıdır bilinmez her yerde saksılar, çiçekler, bitkiler… Ki ne güzel çiçekler var, özellikle de sümbüller ve laleler.

Harika bir botanik bahçeleri var, çiçek müzesi de diyebiliriz sanırım. Yılda yüz binlerce turistin ziyaret ettiği, bahçe düzenlemesi anlamında bütün inceliklerin sergilendiği görsel bir ziyafet… İnsanı sürekli fotoğraf çekmeye şevk eden harika manzaralar… Lale Devri’ni yaşamış topraklarda bizim niye güzellikleri koruma ve sergilemede bu kadar beceriksiz olduğumuzu düşünmeden edemiyorum… İnsanların kibarlıklarına ve güler yüzlülüğüne hayran oluyorum sonra. Kime ne sorsam bir nezaket bir nezaket… Asıl önemlisi mutlu bu şehrin insanları. Yüzleri, gözlerinin içi gülüyor. Kavga etmek için bahane aramıyorlar kornalar ve sımsıkı yumruklar eşliğinde.

Şehir içinde arabadan çok bisiklet trafiği var desem yanlış olmaz. İşten eve giden, alışverişten gelen, arkasında çocuğu, elinde hediye paketi, gece dışarı çıkan, her yerde her yaşta bisikletliler. Bu arada minicik etekleri ve şık çizmeleriyle bisiklet kullanan kızların yerinde olmayı ne çok istedim – değil bisiklete binmek sokaklarında bile bu kadar rahat yürüyemediğim güzelim şehrimi acıyla anarken…

Eğlencenin doruğa çıktığı bir kent belki; ama bir yandan da tüm şehri kaplayan huzurlu, sessiz, dingin bir hal… Hani gecesi ve turistleri olmasa sokakta kimseyi görmeyeceksin sanki. Diğer yandan, yolda karşılaşınca yadırgayarak ya da gülerek izlediğin uçuk tipler, yasakların kalktığı, çılgınlıkların kabul gördüğü özgürlükler ülkesi. Ama kimse kimseyi rahatsız etmiyor işin ilginci. Gece kulübünde seninle dans etme çabasındaki erkekler bile rahatsız edici cinsten değil. Eğlenmeye gelmiş çünkü olay çıkartmaya değil. Uzatmıyor, yapışmıyor her şeyden önce. Şansını deniyor sadece. Her elde edişi bir erkeklik meselesi olarak gören ve kimi zaman da kendini frenleyemediği için kapı dışarı atılması gereken hemcinslerine selam söylüyor uzaklardan.

Naralar atıp yürüyen en sarhoşlar bile korkutmuyor seni. Gecenin yarısında, yabancı bir şehirde, ışıklı caddelerden karanlık sokaklara kadar neresinde olursan ol, öyle bir güven var ki içinde elini kolunu sallaya sallaya yürüyorsun büyük bir rahatlıkla… Kimse, her şeyden önce kadın olduğun için yargılamıyor seni, belli kalıplara girip kapı arkasına gizlenmeni beklemiyor. Kadın başına ne işin var bu saatte dışarıda, demiyor içindeki sosyal benlik. O bile anlıyor biraz olsun susması gerektiğini. Ne de olsa sular ülkesi en çok da ön yargıların sustuğu yer olarak biliniyor. İşte bu yüzden belki de burada geçirdiğim birkaç günde iç sesim kendinden biraz daha emin ve her şeyi daha az umursuyor…

 

Diğer seyahat yazılarına da göz atmak isterseniz…

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!