Hayata Dair,  Şehr-i İstanbul

Martılarla başlamalı sabahlar

Doğduğun şehir İstanbul’sa, martılarla başlamalı sabaha.

Fırından yeni çıkmış bir simidin ucundan koparıp uzun uzun denize bakmalı.

İnce belliye al rengi bir çay doldurup yeni bir kitaba başlamalı.

 

Bazı Cumartesiler güzel.

Hiç beklemediğin bir anda, ayazın ortasında, baharın gelivermesi gibi.

Gökyüzü martı çığlıklarıyla nefes nefese, ufuk çizgisi berrak, ışıl ışıl, parlak bir sabah güneşi.

Böyle bir günde mutlaka vapura binmeli.

(Bir kere de değil üstelik, yanlış vapura bile olsa defalarca vapura binmeli :))

Ada vapurunun peşine takılan martıları seyrederek, ayaklarının altında danseden beyaz köpüklere mest olarak, bir Ada’ya gitmeli.

Ada… Tabii ya, çocukluğundan beri kaleminden düşürmediğin yer Ada olmalı. Kızının adı olabilecek kadar sevdiğin bir isim, kaçıp gitmek istediğinde en canayakın bulduğun kara parçası, hem uzak, hem de yakın, hem özgür ve kendi başına, hem bir şekilde ana karanın uzantısı, ama her daim sakin, huzurlu ve doğal.

Burgazada, Sait Faik’in heykeliyle karşıladı bizi. Güneş sağolsun yalnız bırakmadı hiç. Sararan yapraklarda, kızarmış sarmaşıklarda, ağaçların gölgelediği sokaklarda, kuru yaprakların kapladığı merdivenlerde güneşle ısındık. Abartıdan uzak, mütevazi güzellikleriyle evler; yeşil balkonlu apartmanın önünde gezinen atlar, balkona nazar boncuğu asmayı hakeden güzellikteki beyaz köşk, bir yol ayrımında ortada kalakalmış incecik bir bina, sağında bisikletini sürükleyerek geçen yaşlı adam, sokak aralarında yürüyüşe çıkmış martılarla kargalar…

Ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi… Sait Faik’in evini çok uzun seneler önce gezmiştim; ama gördüm ki, geçen zamanda restore edilmiş ve çağdaş müzeciliğin bir örneği olarak açıldığı günden bu yana Türkiye’de en çok ziyaret edilen müze evlerden biri olmuş. Duvardaki fotoğrafları, eşyaları, hayatından kesitler ve kitaplarından alıntılarla adeta Sait Faik’in dünyasına yolculuk ettik. Çatı katında, manzaraya karşı konulmuş iki koltuk ve ortada bir sehpa. Pencereden yeşilliklere ve denize uzanan bir seyir noktası. Sait Ustam, “İnsan sevdiği insana mektup yazmak için bu saatte kalkmalı ve bir kır kahvesine gitmeli” demişsin. Ben de sana bir mektup yazdım bugün.

Sait Ustam,

Özlemle, derin duygularla evini geziyoruz.

Ne güzel yaşamış, ne çok hissetmiş, ne iyi ki yazmışsın

Evden ayrılırken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yeni baskısıyla çıkan kitaplarına tekrar baktık ve Pazar okuması için bir kitap seçtik: Son Kuşlar.

Ne zaman iyi bir kitap okusam ya da güzel bir müzik duysam, şükrediyorum varlıklarına,

İyi ki doğmuş, iyi ki yazmış, çizmiş, yaratmışlar bu güzel insanlar.

Sıradan hayatlarımızda yetiştiremediğimiz çiçekleri onlar sulamış büyütmüş gibi geliyor bana.

Biz o renkli çiçeklerle gülümsüyorsak, onların emeğidir… Saygıyla…

Kedi, martı ve kargalarla birlikte yenilen güzel bir yemekten sonra canımız kahve mi çekti ne… Uzun süredir gitmek istediğim Four Letter Word iskeleye çok yakın. Kasım’ın ortasında dışarda oturabilme lüksünü, yumuşak içimli birer kahve ile taçlandırıp karşımızdaki iki ahşap eve, sokağın sessizliğine, saksı çiçeklerine bakarak sohbet ediyoruz. Açılalı 4 yıl olan mekanın sahipleri Burgazadalı bir çift ile Amerikalı arkadaşları. Bir şubeleri de şu an Chicago’da. Ada’dan dönmeden mutlaka uğrayın derim.

Bu kadar huzurlu bir güne biraz heyecan katmadan olmazdı, değil mi 🙂 15:30 Kadıköy vapuru için iskeleye gidip sohbete dalarak, bekleyen kalabalığın arasına karışıyor ve bir sonraki iskelenin Kınalıada değil Heybeliada olduğunu farkederek şaşkınlık geçiriyoruz. Ondan sonrası da biraz adrenalin biraz komedi az biraz da koşu performansı.

Çıkarılacak ders:

  • Yanlış vapura binerek 1,5 saatlik bir rötarla karşılaşabilirsin. Ada vapurlarına binmeden mutlaka nereye gittiğine dikkat etmekte, mümkünse sorarak teyit etmekte fayda var.
  • Ada dönüşüne bir başka program yaptıysan, arada biraz fazladan zaman bırakmak faydalı olabilir, ne olur ne olmaz…
  • Uzun süre denizde olmanın rahatlatıcı olduğu kadar hafif sersemletici ve uyku getirici bir tarafı da var 🙂

Yanlış yapmanın güzelliği:

  • Bir buçuk saatlik süreyi güzel bir sohbetle değerlendirmek.
  • Rengarenk yelkenliler, martılar ve savaş gemisi ile denizaltını aynı karede yakalamak.

 

18 Kasım 2017

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!