Cosmoturk'ten,  Seyahat

Hydra, Aegina ve Poros

Güzel günlerim oldu, çok zor günlerim de oldu Atina’da. Ve artık dönme vakti yaklaşırken her dakikasını daha çok yaşama isteğiyle cıvıl cıvıl bir genç kız kahkahası atıyor içimde. Bu sebepledir ki uyku saatlerimden yiyip kendimi şehri yaşamaya bırakıyorum.

Gece geç saatlerde bir Yunan tavernasında noktalanan serüvenimiz, ertesi sabahın yedi buçuğunda Pire yolunda devam ediyor. Eğer yetişebilirsek saat sekiz buçukta Hydra adasına doğru yol alacak motora biletimiz var. Ama bu şehrin yabancısı, belki tek kelime Yunanca ancak bilen altı gencin arabayla Pire limanına ulaşması bile başarıyken, bir de o gün start verilen maraton koşusu nedeniyle kapatılan yollar eklenince, Atina sokaklarında arabayla turlarken buluyoruz kendimizi. Sinir harbiyle karışık gülme krizleriyle, bizi el kol işaretleri ile Pire yoluna döndüren taksi şoförüne bin bir minnet Pire’ye geliyoruz. Bu sefer de Pire limanında bizim motorun durduğu yeri bulmak için tüm gücümüzle koşuyoruz koşuyoruz ama nafile. Ancak yeniden bilet alıp saat dokuzdaki motorla, mide bulantısı ve baş ağrısıyla dalgalardan sersemlemiş bir şekilde iniyoruz adaya. Motorlu araçların bulunmadığı, yük ve insan taşımada güzel gözlü eşeklerin kullanıldığı bu şipşirin adada masmavi, tertemiz denizin, dar sokaklarında yürüyüp manzarayı seyretmek üzere tepesine tırmanmanın ve her şeyin ötesinde avarelik yapmanın keyfini yaşıyoruz.

Ekibin yarısı pes edince, ertesi günkü Aegina adası turuna üç kişi gidiyoruz. Kişi sayısı azalınca, toparlanıp çıkması, buluşması da daha kolay oluyor ve gecikme paniği yaşamadan adaya vaktinde ulaşıyoruz. Hydra’dan çok daha büyük olan bu adada araba ya da motosiklet kiralamak şart. Motosiklet ehliyetimizin olmaması problem olunca, tercihimizi koyu mavi bir Renault Twingo’dan yana kullanıyoruz. Kilise ve tapınak turundan sonra kendimizi Agia Marina plajına atıyoruz.

Bayanlar açıklıyorum, selülit Avrupa sahillerinin de bir numaralı kâbusu. Yalnız değilsiniz. O bebek gibi gepgenç kızlar, sarışınlar, esmerler, mükemmel boy-kilo vs ölçülerindekiler… Çatlaklar ve selülit onların da baş düşmanı. En pahalı cicili bicili rengârenk bikinilerin gizleyemediği bir şey işte, ne yaparsın… Benim verdiğim cevap koskoca bir “boşveeerr”.

Pırıl pırıl denizin ve sımsıcak güneşin koynunda geçirdiğim saatlerde ekipten Hassanein’in deyimiyle “sadece o ana konsantre olmayı” deniyor ve fazlalıklarımdan arınıyorum. Zaten burada da derdi tasayı unutamazsak vay halimize. Aegina beni kendime getiriyor gerçekten. Gitme vakti geldiğinde ise “beni burada unuttuğunuzu söyleyin, kaybolduğumu söyleyin, geri gitmek istemiyorum, ne olur” diye mızmızlanıyorum; ama beni dinlemiyorlar tabii.

Bir sonraki hafta sonu hedefimiz, Atina’ya yakın “Saronic Gulf” adalarından, Hydra ve Aegina’dan sonra görme şansı bulduğum üçüncü ada, Poros adası. Sahile kadar inen ormanın serin gölgesinde kuytu koylarıyla bir diğer cennet adası. Tüm günü geçirdiğim “Love Bay” özellikle gençlerin ve çiftlerin gözdesi.

İnsan bu güzelim koylarda vakit geçirdikçe, bir ülkenin en büyük şehrine, başkentine, bu kadar kısa mesafede bu kadar çok ve güzel adanın bulunmasının ne büyük hazine olduğunu tekrar anlıyor. Temizliği ve güzelliğini korumuş bu adalar hem iç turizm hem de dış turizm için servet değerinde. Üstelik şehirden bir iki saatte gelebildiğiniz için uzun yaz tatillerine çıkamayanların küçük yaz kaçamakları yapabilmesine de fırsat tanıyor. Ama işte adalardan şehre dönmesi en çok da bu Pazartesi sendromunun etkisiyle adama fena koyuyor.

 

Diğer seyahat yazılarına da göz atmak isterseniz…

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!