Cosmoturk'ten,  Gönül İşleri

Ela’ya…

Genç bir kadın vardı birkaç yaz öncesi tanıştığım.

Sezen Aksu’nun bir şarkısı vardı bütün bir yaz mırıldandığı; “yolun zorunu yürümüştüm ben tanıştığımız zaman” diye başlayan. Aşkın cilvesini bilmeyen, pişman olsa da yine aynı hallere düşen bir sevgiliden ayrılma zamanıydı. Temmuzun ortası, alev sıcağı… Öyle apansız içine bir kurt düşüp etrafı kurcalamanın bedeli, kurcalamasa asla ortaya koyamayacağı onlarca kanıt dökmüştü önüne. Aldatılmış olduğu halde kendi için üzülmektense aldatanın yasını tutan bir kadın vardı o yaz. Kendini Bodrum gecelerine bırakan, her çeşit içkiyi karıştırıp zom olan, bir iki saat uykuyla işe gelip etrafa gülücükler dağıtan, dimdik ayakta durmaya ant içen…

Aldatanla düellonun bir türlü bitmediği, her şeye rağmen hep masum yüzünü bildiği sevgilinin tuhaf sapkınlıklarına hüngür hüngür ağlama günleriydi. Şarkı “pişman olduğun zaman, huzur bulduğun zaman, zevke doyduğun zaman, dönebilirsin…” derken, pişman olmayı kabullenememenin duvarında, huzuru bulduramayan ilişkilerden yorulduğunu düşünürdü. Aklına tek bir kuşku getirmediği, kıskançlık krizlerine ya da öylesine kızsal triplere girmediği onca zamandan sonra alt üst olmuş, artık “zevke doyulmayacağını, açlıkların doyurulamayacağını” kabullenmişti. Bir yandan “yine burada olacağını” ve onu “affedeceğini” düşünen adamı duymazdan gelirken bir yandan da neden yaraları sarma görevini hep kadınlara yüklediklerini, bir kere de kadının elinden tutup ayağa kaldırmadıklarını merak ederdi.

En güvendiği ne yalanlar demişti de inanamamıştı. Öyle kör, öyle zayıf, öyle anlamsız olabiliyor ki insan. Anlamak, sözde, çok kolay; anlıyorum, demek de. Ama anlamak ne mümkün. Seni anlıyorum diyerek boynuna sarılmak. O binlerce kez özür dilerken ve pişmanım derken onu affettiğini söylemek… ne mümkün. Oysa ne kadar doğru, kadın sezgilerinin yalan söylemeyen sesi. Ona karşı durmamak, en çok ona güvenmek gerekiyor bazen.

Birkaç yaz önceydi. Ne vesileyle karşılaştık hatırlamıyorum şimdi. Işıl ışıl gözleri, upuzun dalgalı saçları vardı. Gülücüklü fotoğraflar çektirmesine, her akşam bir arkadaşına içini açmasına, yerinde duramaz gibi oradan oraya koşuşturmasına bakıp her şeyin iyi olduğuna inandım başta. Sonra sonra anladım darmadağın olduğunu. Adı Ela’ydı, gözleri yeşil. Çiçekli elbiseler giyerdi içinde karalar barındırsa da.

Birlikte kaç şişe devirdik, ne çamlar devirdik o zamandan beri saymadım. Unutmadığını biliyorum, asla eskisi gibi masum ve sabırlı olamayacağını da. Ama en azından başka şarkılar mırıldanıyor Ela. İçinde bazen pırpır ediyor bir şeyler, görüyorum. Korkuyla eğiyor sonra boynunu. Bazen anlatıyor bana da ne çok üzüldüğünü; ama biliyorum daha iyi o. Daha da iyi olacak. Ve bir gün hiç aklında yokken, güvendiği bir dala konacak.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!