Hayata Dair

Domates güzelinin mektubu

Bu bir domates çekirdeğinin hikayesi ya da apartman çocuğu Nilly’nin bir şehir bahçıvanına dönüş öyküsü.

Her şey canım arkadaşım Nilü’nün teyzesine yaptığımız haftasonu ziyaretiyle başladı. Çatalca’da çiftlikte yaşayan teyze ve enişte, uzun yıllar önce İstanbul’a veda edip toprağı sürüp, tavuklarını besleyip, ağaçlardan elma erik dalından domates biber topladıkları bir hayatı seçmişlerdi. O kısacık iki günde temiz havaya, ağaç altında tembellik yapmaya ve en çok da domateslerin kokusuna tadına aşık oldum. Eve getirdiğim birkaç domatesin tadına doyamadım, nasıl bir emekle üretildiklerini bildiğim için de çekirdekleri atmaya kıyamadım. Nasıl kıyayayım, can fışkırıyor adeta, avuç avuç çekirdek çıkıyor içlerinden. Öyle market domates biberleri gibi nerden ürediği belli olmayanlardan değiller.

İşte ben de Ağustos ayında yediğim bu domateslerin çekirdeklerini kağıtlara döküp balkonda kuruttum ve sakladım. Taaa ki bu sene Mart ayında çekirdekleri toprakla buluşturana kadar mutfak dolaplarından birinde plastik poşetlere sarılı olarak beklediler.

Evet, toprak burcuydum ve doğadan enerji aldığıma emindim. Evet, doğada gezmeyi, kendime arada bir çiçek almayı, manzara fotoğrafları çekmeyi çok severdim; ama “çiçek yetiştiremediğim” gibi bir önyargım da vardı kendimle ilgili. Buna rağmen denemek istedim işte. Beni en çok mutlu eden de bu denemeye açık yanım oldu.

Planım şuydu, öncelikle haftaiçi ofiste kullandığım kağıt bardakları atmayıp saklayacak, haftasonu da her bir bardağa koyacağım azıcık toprağa çekirdekleri yerleştirecektim. Çekirdekleri yine kağıda serip üstlerine fısfısla biraz su serpip bir gün bekletmeyi de unutmadım.

Ve işte büyük gün. Henüz ayazlar soğuklar bitmemişken, bir haftasonu, çekirdekleri bardaklara dağıttım. Tabii düşünemediğim birşey vardı. O da çekirdeklerin sayısına bakmadan hepsini ıslatmış ve her bardağa bir çekirdek koyacağıma elimdeki onlarca çekirdeği birkaç bardağa dağıtmak zorunda kalmıştım.

Bir cehalet örneği davranışım da aslında işe koyulmadan önce gayet güzel araştırıp okuyabilecekken biraz cahil cesaretiyle atlamak olmuştu. Ama sanırım yıllarını bilgiye ve öğrenmeye adamış benim gibi pozitif bilim ve mantık ürünü bir insanın da arada bir içinden geldiği gibi davranmaya ihtiyacı oluyor. Bu düşüncesizliğimi de buna bağlıyorum.

Bardaklara ektiğim çekirdekleri yine sprey ile biraz suladıktan sonra çamaşırlığın demirleri arasına yerleştirdim ve balkona çıkardım. Birkaç gün sonra ise her ne kadar kapalı balkon da olsa dışarının fazla soğuk gelebileceğini düşünerek içeri aldım. Kaloriferler yandığı için onları güneş görebilecekleri en uygun camın önüne taşıyıp ordaki peteği de kapadım.

Tabii, bu radyatör peteğinin başıma çok işler açacağını o zaman bilmiyordum. Bir hafta içinde benim çekirdekler bıcır bıcır filizlenirken meğerse peteğin duvara yakın tarafından su akmış akmış ve büfenin tahtalarını kabartmıştı. Tesadüfen farkettiğimde artık çok geçti ama en azından parkeler kabarmadan yetiştim.

Domates yetiştiriciliğim sırasında böyle kötü süprizler de yaşamak varmış, ne diyelim.

Mart sonunda çimlendiler

Bu arada çimlenen çekirdekler her geçen gün daha da büyüdü, coştu, hatta bardakları delercesine dip dibe sıkışmaya başladı. Ben de onları 1+0 yuvalarından çıkarıp en azından 2+1’e taşımaya karar verdim. En pratik çözüm olarak leğenlere toprak doldurup bardaklardan leğenlere aktardım.

Benim bıdıklar sabahtan akşama güneş alan güneybatı cepheli evimin nimetleriyle canlanıp azgınca büyürken ufak sineklerle mücadelem de başladı. Neyse ki rahatsız edecek kadar çoğalmadılar. Mavi beyaz leğenlere dağılmış ve her akşam gözlerimden uyku bile aksa sulamaktan vazgeçmediğim domates filizlerim saçak saçak gelişip kaplarına sığamayınca ilk veda vakti de gelmişti.

Daha minicik bir yeşil noktacık oldukları günden bir ay sonra, Çanakkale’ye gittiğim bir haftasonu yazlığın bekçisine iki koca leğen domates filizini emanet edip kendileriyle vedalaştım. Umarım plastik kaplara sığdırmaya çalıştığım bir avuç toprak yerine gerçek toprakla buluşmuş, büyümüş, serpilmişsinizdir kızlar.

Eve döndüğüm bıdırıkları bir iki hafta içinde 5 litrelik su damacanalarına alarak balkonda bakmaya devam ettim. Bir süre sonra onları da ikiye üçe ayırmamız gerekti ve tabii yine imdadıma babam yetişti. Böyle böyle derken şu an balkonda boyları 30-40 cm’i bulan 7 damacana domatesim var. Dip dibe büyüyen filizleri ayırmaya çekindiğimiz için bazı damacanada iki üç filiz bir arada hala.

Mayıs başındaki halleri de böyle 🙂

Uykudan başım dönse de gecenin kaçı olursa olsun eve dönmeden duramıyor, makyajımı çıkarmaya üşensem de onları sulamaktan vazgeçmiyorum. Akşam sulayamazsam, işe geç kalmak pahasına bile olsa sabahları suluyorum. Bu plastik damacanalar ve marketten alınan topraklarla nereye kadar, biraz besin olsun diye, orda burda okuduğum bilgilerle topraklarına yumurta kabuğu parçaları ve muz kabuğunun içindeki zarları karıştırıyor, onlara “günaydın” ve “iyi geceler” dileyerek hatırlarını soruyorum.

Yanlış duymadınız, bebeklerle “bıcır bıcır” konuşup tuhaf sesler çıkranlara bile tuhaf tuhaf bakan ben, tüm bilimsel gerçeklere rağmen bitkilerle konuşmayı beceremezdim. En azından yakın zamana kadar böyleydi. Domateslerimin ilgi gördükçe büyüdüğünü kendi gözlerimle gördükten sonra çiçeklerimle de konuşmaya başladım. Hatta kırıp suda bekleterek köklendirdiğim menekşe yapraklarımın da –bir süre sabırla bekledikten sonra- minnoş yavrular ürettiklerini görmek beni benden aldı. Şimdi, sabah akşam onları düşünüyorum, yapraklarını okşuyor, yanlarına gidemesem bile salona girerken selam veriyor, sularken birebir sohbet ediyorum adeta. Kuruyan yaprak ve çiçekleri koparıyor ve başka kaplarda kurutuyor, elma ya da salatalık kabuğu gibi bazı atıkları çöpe atmaya kıyamıyorum.

En başta çimlendirirken aklımdan geçen, onlara bir yaşam hakkı daha tanımaktı. Hepsinin de bu kadar büyüyeceğini tahmin etmiyordum. Domateslerinden isteriz dediklerinde, domates versin diye ekmedim ki diyordum ama şimdi böyle boylandıklarını gördükçe, ne güzel olur diyorum. Umarım o da olur.

İşte böyle sevgili seyirciler. Bir apartman çocuğundan apartmanda bostan kurmaya çalışan hafif çatlak bir kadın çıktı. Kim derdi ki 🙂

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!