Cosmoturk'ten,  Şehr-i İstanbul

Cumartesi Gecesi Hikayesi

Bu Cumartesi nereye gidilecek… Ne giyilecek… Kimler gelecek… Geceyi yaran bir gürültü ve ışık yangınıyla yan yana dizilmiş birkaç yazlık mekân var aklımızda. Trafiğin yoğunluğundan ve mekânların önünde bekleşen kalabalıktan anlıyoruz ki tam zamanında gelmişiz. Ne erken ne geç.

Rezervasyonunuz yoksa içeri girmek bir dert. Bu durumda bekleşen kalabalığın arkasından sıraya dizilmek dışında yapılabilecek bir şey yok. En güzel cicilerimizi giymemiz, günün modasını yansıtmamız, pahalı gözükmemiz yeterli… Sonrası body guard’ın insafına ve tipimizi beğenmesine bağlı. Tip dediğin önemli bir şey. Soruları azaltıyor, seni 1–0 öne çıkarıyor tipinin iyi olması. Penaltılara da gidilebilir tabii; ama deplasmanda olduğuna göre şansını sonuna kadar kullanman gerek.

Sert bir ifadesi var body guard’ın, süzüyor herkesi. Ne de olsa kendisi buranın kralı. Ona göre davranmak lazım. Kimimizin boynundaki zinciri çıkartıyor, kimimizi çok spor buluyor. Biz bu sefer kurtardık; ama altın kuralı unutmamak gerek: Girişte en çok primi kuaför eli değmiş sarı saçlarla göğüs ve bacak dekoltesi alıyor.

Hadi içeri girdik şimdi de yer kavgası. Görevlilerin rezerve olduğunu iddia ettiği onlarca boş kokteyl masası. Masa açtırmak için şişe açtırma gerekliliği. Yoğun olduğu için mojito yapamıyoruz bahanesi. Ödediğin onca paraya karşın bayat kuruyemiş yeme geleneği ve her içki için o anda üretilen (ve sadece o an için geçerli olup her an değişebilen) fiyat çizelgesi.

Bunları da geçtik gittik, sinir harbine girmedik, kimseyle didişmedik, paramızla rezil olmadık diyelim… Haydi, eller havaya o zaman daha ne duruyoruz… Zaten sabaha birkaç saat kaldı şunun şurasında. Manzaranın ve müziğin tadını çıkarmalı. Serdar olur, Demet olur… Olsun da müzik olsun. Mutlaka bize değecek bir yanı vardır her şarkının, öyle ya da böyle.

Dans ritimlerinden oyun havalarına, Yunan ezgilerine ve R&B hip-hop esintilerine bizi alıp götürüyor DJ. Saatler ilerlerken ilk önce sevgililer ayrılmaya başlıyor mekândan. Doruğa çıkan ateşi söndürmek için yola düşüyorlar sarmaş dolaş.

Sabahın dört buçuğunda mekândan çıkıp sabah ezanıyla eve gidiyoruz – pilimiz bittiği için değil ama mekân boşaldığı için en çok. Hâlâ yeterince sarhoş olamamış, yeterince kurtulamamış.

Hava aydınlanırken yatakta bir o yana bir bu yana dönüp uykuya dalmaya çalışıyoruz. Kim bilir neler geçiyor aklımızdan da yine garip rüyalar görüyoruz. Uykuyla uyanıklık arası onunla telefonda konuşuyoruz – içkiliymiş yine, aklına gelmişiz, sesimizi duymak istemiş sadece… Biraz da karabasanların etkisiyle sanırım, ertesi sabah midemizde o sıkıntılı ağrı, dengemiz alt üst olmuş kalkıyoruz. Er ya da geç, bir gün, tüm yüklerimizi bar taburesinde bırakıp asla eve getirmeyeceğimize ant içiyoruz.

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!