Cosmoturk'ten,  Hayata Dair

10 Kasım 2012

Bu Cumartesi diğer Cumartesilerden farklıydı; günlerden 10 Kasım’dı.

Bir ömür kadar uzun olmuş bu dünyaya veda edeli. Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 74. yıl dönümüydü.

Sabah erkenden uyanıp annemleri aldım. O’nu anmak için kilometrelerce yolu gitmeye hazırlardı. Beşiktaş’a gelince sağanak yağmur haberlerine kulak asmadan Dolmabahçe’ye yürüyen kalabalığı gördüm önce. Vapurla karşıya geçmiş kimisi, ellerinde şemsiyeleri, eşleriyle kol kola, kimisi çocuğunu da almış, yürümekte… Annemleri Akaretler’in başında bırakırken ne yalan söyleyeyim bir yanım onlarla kaldı. Annem, arabadan inerken “teşekkür ederim kızım, sizin için de gidiyoruz bak” dedi – yine başka yerlere yetişmekte olan kardeşim ve beni anarak.

Onlar benim gururla andığım şekilde Ata’yı son ikamet yerinde anmaya giderken ben de düşüncelere daldım. Şişli’ye yaklaşırken aklıma Atatürk’ün Evi geldi. Önünde şimdiden küçük bir kalabalık oluşmuştu. Barkovizyon gösterisi ile evin önünde Atatürk’ün fotoğraflarını seyreden grubun önünden yavaşça geçtim.

Gözüm sürekli saatteydi. Saat dokuza gelirken, bu 10 Kasım’ı güzel bir yerde karşılamak istediğimi fark ettim. Ne bir alış veriş merkezinde, ne evimde, ne ofiste, ne bana işkence çektiren trafikte, ne de yapılaşmanın en korkunç suretini sergileyen sokaklardan birinde. Bir gözüm saatte eve dönüş yolundayken, evet sanırım talih benden yanaydı. Saatler dokuzu beş geçeye gelirken ben Boğaziçi Köprüsü’ne varmıştım. Tam dokuzu beş geçe bile olmadan arabalar yavaşlamaya ve kenara çekmeye başladı. Ben de onları izledim. Dörtlüleri yakıp arabadan çıktım; şalıma biraz daha sarınarak ve sağ tarafta Ortaköy’den Dolmabahçe’ye uzanan hatta selam çakarak, gözlerim bir önümde, bir Boğaz’da, gözlerim dolarak saygı duruşunda durdum.

Sirenler susup arabaya bindiğimde radyoda Atatürk’ün Meclis’teki açılış konuşması vardı. Araba kullanırken ince ince akmaya başladı gözlerimden yaşlar, ne olduğumu anlamadan ben bayağı bir ağlamaya başlamıştım. Bu kadar mı dolmuş; birikmiş içimde, yumru olmuş… Bu ülke beni bu kadar mı üzmüş, yormuş… Kendimi bu kadar mı çaresiz bulmuşum; hak edememiş, hakkını verememiş… Muvaffak olamadık Ata’m mı diyordum, af mı diliyordum, yoksa sadece minnet miydi gözyaşlarını tetikleyen bilmiyorum. Güzel insanları özlüyorum; bu ülkede güzellikleri özlüyorum. Sevgiyle, birlik olmayı, yan yana gönül gönüle durabilmeyi. Barış ve huzuru, refah ve çağdaşlığı, vizyoner liderleri ve aydınlığı özlüyorum.

İşte bu duygularla, burnumu çeke çeke eve giderken, radyoda önce Atatürkiye remix’i, sonra da John Lennon’dan Imagine çalmasın mı… Bu kadar mı olur…

İnsan senede bir dakika bile durup düşünse, nerden geldik nereye gidiyoruz, iyi mi ediyoruz, kötü mü ediyoruz, diyebilse. O bile yeter de… Anlayana.

Şunu biliyorum ki bu gün benim için çok özeldi. Bu 10 Kasım diğerlerinden farklıydı benim için. Asya ile Avrupa’nın ortasında, kara bulutlu göğün altında, saçlarımı uçuşturan rüzgârın içindeydim. Bu gün çalan sirenler tüm kirli sesleri susturdu; içimde derin bir sessizlik oldu hem de bir dakikadan uzun süre…

 

 

 

 

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 10.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
10 Kasım 2012, 10.0 out of 10 based on 1 rating
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!