Cosmoturk'ten,  Hayata Dair,  Seyahat

Oyunun Mızıkçısı Yol Türküsü Tutturunca

İnsan ev taşımaya kalkınca ne kadar çok eşyası olduğunu anlıyor, hatta kendinden korkuyor, bıkıyor, yoruluyor. Bunca giysi, ayakkabı, çanta, kitap, dergi… Hani bazılarına kıyıp atıyorsun ama at desen atamayacağın cinsten olanları ne yapacaksın? Ne kadar çok şey biriktiriyor insan. Dolup taşıyor dolaplar, raflar, kapı arkaları, yatak altları, kanepe köşeleri.

Kökleri göçebeyken bu kadar mı sahiplenir insan her şeyi… Bunca eşya arasında saç baş darmadağın kendimi kaybetmişken yatağın üstünde biriken kitaplara bakakalıyorum. Bir sayfa iki sayfa okuna okuna yine de okunmamış olarak duran Yunan ve Roma Mitolojisi, Şarabın Tarihi ve Fitzgerald’in bir romanı bir yanda; hediye edilen ve henüz okunmamışlardan İngilizce romanlar bir yanda. Alınıp bekleme sırasına girenlerde de World Food: Greece, Felsefenin Tesellisi (ki bu adamın çoğu kitabını okudum bi başlasam bunu da hızla okurum eminim) ve Sodom ve Gomorra, bir de uzun zamandır kapağını kaldırmadığım Shakespeare’den Soneler. Bu durumda bile her öğlen yemek arasında birkaç dergi ve kitap alma isteğiyle yanmamsa ne demek oluyor kim bilir…

Kişisel özgürlük alanlarımızı kısıtlayan iş ortamından uzaklaşmak için bir teselli mi? Belki.

Kendine zaman ayıramadığını düşündüğün bir anda “deneyim”leyemesen bile “sahip” olabileceğin şeylerle “mutlu” olabilmeyi öğreten bir çağ değil mi zaten bizimkisi…

Önceki akşam yakın bir arkadaşımla İstinye Park’ta buluştuk. Sohbet ederken şunu fark ettik ki o bunaldıkça para harcayıp alışveriş yapmayı seviyor, bense satın alarak değil yeni bir yerlere gidip görüp yaşamayı hatta özellikle “gitme halini” yani yolculuk kısmını seviyorum.

O, benim oraya da gidelim bu ülkeyi görelim hayallerimi tuhaf buluyordu önce; ama “senin pat diye şu kadar paralık saat, çanta, elbiseyi bir anda almandan farklı mı” diyince güldü. Büyük ihtimalle ben gerek iş gerek başka sebeple olsun kendimden uzaklaştıkça kendime dönmeyi; ama kendime dönerken de başka bir eksene yolculuk etmeyi, başka hayatlar, başka yollar, görüntüler görmeyi seviyorum. Yaşamda tatmadığım hisleri yolculuk anında arıyor bile olabilirim farkında olmadan. Gitmesem bile gezi dergilerini böyle iştahla okumam, aynı sayfaları defalarca çevirirken bile keyif almam bundan belki de… Dönüp dönüp baktığım, uzaklara daldığım onlarca renkli sayfa.

Dergilerin de yetmediği noktada bir yol türküsü tutturuyorum şu an olduğu gibi. Yaz gelmiş, kafamda hayaller, yerimde duramaz olmuşum. Biraz da oyunda mızıkçılık yapmak için bahane olmuş bu yola çıkma hali. Ben oynamıyorum, gittim, diyip kapıyı çekip çıkmak gibi. Standart günlere sıra dışı bir parantez açmak gibi. Yine de oynar mısın benimle diye soran şarkıya inat, işime gelmeyince, canım istemiyor diyip bir uçağa atlayıp gitmek. Arkama bile bakmadan bulutlara yükselmek. Kuşlarla birlikte dağlar, ovalar aşarak olmuş bitmişlerden kaçmak… Arkamdan mızıkçıı mızıkçıı diye bağırsalar bile…

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!