Cosmoturk'ten,  Hayata Dair,  Şehr-i İstanbul

Melaike

İçeri girer girmez hatırladım, daha önce gelmiştim buraya. Unutmak istediğim bir akşamdı. Devamında yaşananlar ve sonuçları ile kadersiz bir gece. Ama o zaman da başka bir şeyleri unutmaya gitmiştim ya oraya.

Ne acı, dönüp dolaşıp aynı kurguları yaşarken buluyorum kendimi. Tatsız anılarla kavrularak gidilen bir yer, bir yıl sonra tekrar gördüğümde yine unutmak isteyeceğim onlarca tatsız anı bırakıyor kucağıma.

Yıllar önce, bambaşka bir dekorasyon ve isimle tekno müzik çalan bir kulüpken de gelmiştim. Neşe, keyif, sevinç… O zamanki ismi böyleydi. Sevgilim ve onun arkadaşları ile kalabalık bir gruptuk. Sürekli dans etmiş, oturmamıştım hiç. Karanlıktı, çok karanlıktı mekân. Transa geçmiş gibi pistin ortasında dans eden bir kız vardı. Deniz kenarında bir grup doğum günü kutlamasındaydı. Böyle mekânlarda doğum günü kutlamayı tuhaf bulmuşumdur hep.

Birkaç yıl sonra ise bekâr gezen kızlar olarak bambaşka bir parti için gelmiştim. Chill-out çalıyorlardı bu sefer. Yeni adıyla Melaike gibi bir şey. Aynalarla Boğaz’ı içeri alan, beyazlar içinde döşenmiş, California güzelleri ve yakışıklı playboylarla dolu bir mekân. Barın önündeki masalardan birinde oturmuştum. Orta yaşlarda bir adamın ısrarlı bakışlarından bunalmıştım.

Maks’ı görmüştüm; ama henüz taze acılarımdan aldığım dirençle görmezlikten gelmiştim. Eski sevgilinin arkadaşına yakalanma deneyimi, hem de böyle tuhaf bir gecede. Beni böyle koyu bir makyajla, bu kıyafetle, böyle bir ortamda görmemişti daha önce. Ben onun yaramaz arkadaşının cici kız arkadaşıydım yıllarca. Ta ki bu yaza kadar. Biliyor muydu acaba? Aramızda geçenleri, nasıl zor günler geçirdiğimi, biliyor muydu?

Sormak istemedim. O’nunla herhangi bir ilişkisi olan herkese kapamıştım o sıralar kapılarımı. İnsan olarak ne kadar sevsem de benim sevdiğim insan da bambaşka biri çıkmamış mıydı? Belki onlar da öyleydi, kim bilir. Kendimi koruma içgüdüsüyle iletişimi kesmiştim hepsiyle, yazdıklarına cevap vermiyor, karşılaştığımızda görmezden geliyordum. Bu da bir şey mi, ben o sıralar herhangi bir yerde onun ismini bile duymaya dayanamıyordum ki.

Tilkiler dönüp duruyordu beynimde. Birkaç telefon konuşması sonrası kendimi aynanın karşısında lip gloss’umu yenilerken bulmuştum. Yüzüm gülmeye başlamıştı. Ama sonrasını düşününce şimdi, duralıyorum. İçkiden değil, ruhunda sarhoş olmak nasıl bir şeydir, ben o gece öğrendim.

Ve aradan geçen bunca zamandan sonra yine aynı mekânda buluyorum kendimi. Güneş daha batmamış. Beyazları, aynaları, barın konumu ve masaları ile tanıyorum hemen. Deniz kenarında klasik içkimden yudumlarken tüm unutulmak istenen o anıları düşünüyor ve gülümsüyorum ister istemez.

Karşı yakada bir ahşap yalı alev alev kalıyor aniden. İtfaiye’nin yanıp duran kırmızı ışıklarını görene kadar gözlerimi alamıyorum alevlerden. Ancak sonra Sarayburnu açıklarından yükselen dalgalara ve tek sıra hareket eden kirli beyaz bulutlara çeviriyorum bakışlarımı.

Zaman geçiyor istesen de istemesen de. Üç yılda, günün üç değişik vakti, üç farklı insanla ve hep farklı duygularla geldiğimi düşünüyorum da buraya, ne çok şey görüp yaşıyor insan, inanılır gibi değil… Ben de dilerim bir gün hepsini yazacak gücü bulurum kendimde.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!