Cosmoturk'ten,  Seyahat

Lycabethus Tepesi

Atina’da yine fazlasıyla sıcak, bunaltıcı bir hava var. Güneşin batımına bir iki saat kalmasına rağmen öğle sıcağından hiçbir şey kaybetmemiş gibi, buram buram sıcak üflüyor yer gök. Bu Perşembe akşamı, kaç gündür aklımda olduğu gibi, işten döndükten sonra hızla üstümü değiştirip fotoğraf makinemi kaptığım gibi dışarı atıyorum kendimi. Hafta sonuna da az kalmış olmasına güvenerek belki, son bir gayret Kolonaki’nin portakal ağaçlı yokuşundan, dizi dizi merdivenlerinden tırmanışa geçiyorum.

Havanın böyle sıcak olmasından sanırım, sokaklarda kimsecikler yok. Kolonaki, şık butikleri, mağazaları ve pahalı konutlarının arasında olsa olsa frappe’sinden yudumluyordur şimdi. Öyle bir rehavet ki üstüne sinen insanın, elimde üzüm salkımım, şöyle bir uzanasım da gelmiyor değil hani buluverdiğim bir köşeye.

Ama bu akşam için hedefimden vazgeçmeye de gönlüm elvermiyor. Önümde koskoca bir dağ yok ne de olsa. Ulaşılamayacak bir zirve de değil. Her ne kadar bu sıcağa yenik düşmeye yeltenir gibi olsa da bedenim, topu topu 300 metrelik bir tepeye çıkmaya niyetliyim. Akropoli’den sonra Atina coğrafyasına kuş bakışı bakmak için en çok uğranılan yerlerden biri, Lycabethus Tepesi.

Merdivenleri çıkarken biraz durup derin derin nefes alıyorum. Geriye dönüp önce çevremi saran bitki örtüsüne, sonra da geride bıraktığım binalara bakıyorum. Yapılaşma o kadar çok ki, bu yükseklikten bakarken şehrin sınırları içinde ağaç görmek neredeyse imkânsız. Binalar beyaz bir örtü gibi tepeleri sarmış, her yer taş.

Hatırlatmakta fayda var; benim gibi nefes nefese kalmak istemeyenler buraya finükülerle de gelebilir, hatta daha uzun süre vakit geçirmek için burada bulunan cafe/restaurant’a da uğrayabilirler.

Ben de hedefine doğru ağır adımlarla ilerleyen bir avcı gibi, cırcır böceklerinin bir ağızdan bağırışları arasında merdivenleri tırmanmaya devam ediyorum. Tepe’ye vardığımda, benim gibi onlarca kişinin de gün batımını izlemek için buraya geldiğini ve manzarası güzel bir köşeye yerleşmiş olduğunu görüyorum. Küçük bir gözetleme kulesine benzeyen bu tepede güneşin turuncu kırmızı bir topa dönüşüp göğün eflatun, pembe, yavruağzı ve kızıl renklerle buluşmasına tanık oluyorum.

Yoğun bir iş gününün sonunda, kuzeyde Mount Parnes’dan batıda Pire’ye ve Saronic Körfezi’ne ve tabii ki Akropoli’ye uzanan manzaranın önünde dururken, rüya gibi diyebileceğim bir huzur duyuyorum.

 

Diğer seyahat yazılarına da göz atmak isterseniz…

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!