Karavanadan Thai çıktı

Karavanadan Thai çıktı

Toplantıdan çıkınca Şişhane yönünde yürümeye başladım.

Haftanın 5 günü günde 8-9-10 saat Maslak coğrafyasında kuruyan bir çiçek gibi, Beyoğlu’nun eski binaları, eski İstanbul’a göz kırpan deniz manzaraları, yeme içme ya da kültür sanat diyalogları kuran iş yerleri beni kendime getirdi. 

Ellerim ceplerimde yürürken ne kadar şanslı olduğumu hissettim. İnşaat alanına döndürülen bu semt yine de güzeldi. Uzaktan tepesini gördüğüm Galata Kulesi vardı. Şimdi Vergi Dairesi olmuş eski bir bina, Karaköy’e inen merdivenler, Pera Palas, sokakların bir hatırası, zamanın yaşanmışlığı vardı burda.

Metro durağına yakın bir yerlerde hafif birşeyler atıştırmaktı niyetim. Sonra ofise dönecektim zaten.

Öğle arası: Her “yaka” çalışana mesai saatleri içinde tanınan özgürlük alanı. Bize lütfedilmiş bu zamanı tepe tepe kullanabiliriz – ki benim gibi aceleci ruhlar için yemeğimi yediğim sürece 1 saat sürmesi de gerekmez. Karnım toksa, öğle arası atlansa da olur. İşimi bitirip çıkmam hep daha önemli olmuştur zaten.

Bugün de işte tüm sabahı dışarda bir toplantıda geçirmişken hızlıca birşeyler atıştırıp öğle arası bitmeden ofise girmekti niyetim. Halbuki bu 1 saat benim de hakkımdı, öyle değil mi…

Metro yönünde yürürken, çıktı karşıma uzun zamandır gitmek istediğim şık bir Thai restoran. Aa burda mıymış? dedi içimden bir ses.

Saniyeler kadar süren kısacık bir anda “acaba açık mı?” dedi ikinci ses. Aslında başından beri “acaba girsem mi” diyip duruyordu bir üçüncü ses.

Kapıyı tereddütle iterken, gerçekten burda yemek yemek istediğimi anladım.

Farklı bir sabah, farklı bir toplantı, günlerden Cuma, neden farklı bir gün olmasın bu gün…

Buyrun, diyerek girişte, cam kenarındaki güzel masaya aldılar beni. İçeride benim dışımda iki grup daha vardı; biri Taylandlı, biri Türk iki grup sohbetle yemeklerini bekliyordu.

Keyifle menüyü inceleyip seçimi yaptıktan sonra o alışık olduğum plaza gürültüsü ve yemek kuyruklarından bağımsız, sessizce, tek başıma yemeğimi beklemenin tadını çıkardım.

Böyle apansız önümüzde beliren fırsatlardan aradığımız güzellikler bulabilmek değil mi hayat?

Yemek yemeyi seviyorum, bunu kabul etmek lazım. Bunu kabul edince de bir zahmet bu keyfi yaşayabilecek alan yaratmak lazım.

Ufak bir sadviçle ya da kahveyle öğle yemeklerini geçiştirecek bir tip değilim ki ben…O zaman ne diye aceleye getirmeye çalışıyorum? İş günü ya, keyfi hiçbirşey olmamalı hayatımda, öyle mi? Tüm günü öyle ot gibi yaşamalıyım, bu mudur?

Değildir işte, değildir.

Restoranda geçirdiğim 40-45 dk tüm günümü güzelleştirdi, günüm aydınlandı, içim ışıldadı.

Haftasonu ya da bir iş çıkışı ayarlamak zorunda hissettiğim “gidilecek yerlerden” birini böyle tek başıma ama keyifle yaşamış oldum. Ne güzel! Ne şanslıyım!

Hayat bu işte!

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *