Cosmoturk'ten,  Seyahat

Hafta Sonu Karadağ

Cumartesi

Kahvaltıdan sonra, Cumartesi pazarının içinden doğru çarşıya gidiyoruz. Çok sevdiğim acıbadem kurabiyesini burada da görmek hoşuma gidiyor. Aa burda da Penti mi satıyorlar, çorabım kaçarsa alırım he he. Arabamızı kiraladıktan sonra yola çıkıyoruz, Karadağ bekle bizi, geliyoruuzzz… Yolda benzin almaca ve Caffe l’antico’da cafe latte molası verdikten sonra yola devam… Gümrükten geçtikten sonra ağaçlıklı, bol virajlı bir kır yolu karşılıyor bizi. İlk durak Bar. Bar’da deniz kenarında biraz yürüdükten sonra ikinci durağımız Petrovac’a kadar yine yoldayız. Yol boyunca onlarca kez dinlenilen Morcheeba şarkıları ve atıştırılan çubuk krakerlerle çikolatalı kruvasanlar… Petrovac çok cici bir koy, balıkçı teknesi, ufacık bir sahil, birkaç café. Sven Stefani’ye vardığımızda güneş iniyor, saat üçbuçuk olmuş. İnşaat sebebiyle bizi kale içine almıyorlar, dışarıdan fotoğraf çekip dönüyoruz arabaya. Bugünlük son durak Budva. Old Town içinde dolanıyoruz. Sabahtan beri atıştırmalıklarla tıkadığımız iştahımız geri gelmişken bir de kalamarlı ahtapotlu leziz bir yemek yiyoruz. Deniz kenarında sıralı restoranlar arasından Jadran Restoran tavsiye edilir. İstanbul’da alışık olduğumuz ufacık bir ara sıcak tabağı beklerken önümüze gelen kocaman tabakla önce şoka girip arkasından sipariş etmeyi düşündüğümüz balığı iptal ederek salata ve yemeğe yumuluyoruz. Akşam yine Old Town’da gezinti ve cafcaflı gözüken bir barda muhabbet.

Pazar

Karadağ’da ikinci ama tatilin de son günü, Pazar. Otel sahibi “merhaba, nasılsınız” diyerek karşılıyor bizi ve Türk olduğumuzu bildiği için de özel bir kahvaltı hazırlatıyor. Çıtır çıtır yeşil biber, kıpkırmızı domates, tazesinden salatalık ve yanında peynir. Daha ne ister insan. Limonlu kuşburnu çayımı da içip keyifle kalkıyorum masadan.

Budva’dan Kotor yönüne giderken bu kadar harika manzaralarla karşılaşacağımı bilmiyordum. Kıvrım kıvrım yollar, yeşil panjurlu dizi dizi taş evler… Dağın tepesinde görünen kale surları, Unesco dünya mirası listesine giren Kotor eski şehir, dar sokaklar, taş evler arasında gezinti ve cappucino molası. Yol kenarındaki ağaçlarda turuncu top top portakallara hayran kalıyorum. Karşıki dağların denize hareketsiz göl gibi sakin denize yansıdığı noktalardan birinde, yere oturup etrafa bakıyorum. Her şey o kadar sakin, dingin, huzurlu ki. Dağlar da selam veriyor gibi önüme gelmişler denizdeki yansımalarıyla. Büyülü bir yer, böyle bir yerde böyle bir an yaşadığıma inanamıyorum.

Boka Kotorska’da fiyort boyunda dolandıktan sonra feribotla karşıya geçiyoruz, Podgorisca yolundan döneceğiz. Ama bu güzelim yoldan sonra bu kadar dağlık ve virajlı bir yolda bu kadar uzun sure gitmek çok keyifli değil, hatta ürkütücü diyebilirim. Podgorisca’da Carine Café’de artık öğle yemeği mi akşam yemeği mi ne derseniz deyin, kocaman bir tabak karidesli tagliatelleyi götürüyorum. Café meydanın üstünde, çoğu dükkân kapalı, eşofmanlı gençler bir o yana bir bu yana yürüyor. Sevmedim bu şehri. Nedense serin de oldu hava, donuyorum adeta. Açık bir dükkân, bizimle iletişim kurabilecek bir otel ve herhangi bir harita bulamadığımız için son çare bir taksiyle anlaşıp bizi Arnavutluk yoluna bırakmasını istiyoruz. Kötü patika bir yoldan gümrüğe varıyoruz. Karadağ macerası da bu seferlik burada noktalanıyor. Kötü, patlak çatlak ve elektrik lambasız caddelerden Tiran’a vardığımızdaysa saat yediyi gösteriyor. Sanırım yol yordu, ateşim çıktı, hasta mı olucam yoksa… Yok, yok, buna izin veremem. Banyo yapıp kendime sıcak bir sahlep hazırlıyorum. Karadağ haritasında dün ve bugün gezdiğimiz yerlere bakıyorum. Ada Bajana’yı görmemişiz, belki bir sonraki sefere.

Pazartesi

Pazartesi sabahına kalkmak çok hoş değil; ama en azından bugün de izinliyim ve işe gitmiyorum. Üstelik güneşli bir gün. Havaalanında uçağı beklerken cebimdeki son lekle kendime portakal suyu ve sandviç alıyorum. Hesabı isterken garson soruyor, Türk müyüm, diye. Sandviçin içinde ne olduğunu sorup et yemememden anlamış.

Rahat bir yolculuktan sonra her zamanki gibi beni kendime getirip geri döndüğüme pişman eden trafikte köprüyü geçip Cadde’ye geliyorum. İşlerimi halledip eve dönerken ilk girdiğim yerse Starbucks. Sanırım Amerikan tarzını da özlemişim biraz. Elimde ufak boy chai tea latte ile arabaya yürürken kendi kendime gülümsüyorum.

 

Diğer seyahat yazılarına da göz atmak isterseniz…

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 10.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Hafta Sonu Karadağ, 10.0 out of 10 based on 1 rating
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!