Hayata Dair,  Seyahat,  Yeni Yayınlananlar

Boston, hazır mısın, ben geldim!

Pasaport, bagaj kontrol ve özel güvenlikten geçerek girdiğimiz THY CIP Lounge devasa bir yemekhane gibi. Kalabalık o biçim. Uçağa geçince yerimize yerleşme, koltuklara bırakılan yastık, battaniye, terlik, kulaklık…
Filmler diziler gözden geçirildi.
Lokum ikramı ile tatlı yiyip tatlı konuşalım. Peşinden gelen sıcak havlu ile yüze masaj yaptım. Maaşallah tam bir prenses gibi hissetmem için her şey var.
Grace of Monaco izleyerek başladı Boston yolculuğu.
Bir Hollywood yıldızının masalsı öyküsü.
Louis Eschenauer Merlot kırmızı şarap ile halis mulis Türk fındığı ile atıştırmalıklar geldi. Yolculuğun sonuna kadar da yiyerek içerek zaman geçireceğime eminim.
Ardından Robert Downey Jr ve Scarlett Johansen ile Chef‘i izlemeye başladım. Happy ending with a divorces couple’s reunite.
Arada ekranım gidince hostesimize sordum, reset atmak gerekiyormuş. Okyanus ötesi uçuşta da reset yedik ya, işe bak. Her neyse, karnıyarıklı mükellef Türk yemeği ziyafeti sonrasında çay-kahve servisi yapıldı.
Sonra da Upside Down ve Les Miserables onar dakika.
En sonunda komedi kategorisindeki filmlerden The Heat‘i izlemeye başladım. Sandra Bullock izlemeyi özlemişim. Eğlenceliydi.
Şimdi de Drama kategorisinden The Vow var sırada. Hafızasını kaybeden eşini kendine tekrar aşık etmeye çalışan bir adamın öyküsü.
Son olarak da yine drama kategorisinde, Matt Damon’ın başrolünde olduğu Promised Land.
Özetle, bir yolculuk, 5 film. Waooww!
Son yarım saati de bir zahmet filmsiz geçirdikten sonra tam uykuya dalmıştım ki Boston Logan havaalanına alkışlarla indik. Hani 10 saatlik yolculuk da hem kaptan pilot ve uçuş ekibi hem de biz yolcular için büyük bir alkışı hak ediyor yani.
Londra Amsterdam arasındaki uçuştan beri su kenarında bir havaalanı görmemiştim. Enteresan oluyor.
Önümüzdeki kalabalık grubun anlayamadığım dildeki şakalaşmaları ve kahkahaları arasında uçaktan çıkmak için sabırsızlıkla beklediğimiz dakikalar uzadıkça uzadı.
Host ve hosteslerimizin “iyi bayramlar” dilekleri ile uğurlanırken yüzümüzde güller açıyordu.
Pasaport kontrolüne yürürken Türkiye’de bulamadığım kadar çok -tam da istediğim gibi – işaret, uyarı yazısı vs görmek beni mutlu etti 🙂
Şimdiye kadar pasaport kontrolünde görmemiştim; bu sefer bizi yönlendiren görevli, yakasında Türkiye bayrağı da olan bir Türk’tü. Murat Bey bize iyi bayramlar dileyerek ilgili kontrol noktasına yönlendirdi. Ne var ki bizim arkamızda onca sıra varken nedense tüm havaalanında sona biz kaldık. Neyse canım, en azından pasaport görevlisi amca suratsız ve ters biri değildi de kısa ve öz bir sohbetle bizi ülkeye buyur etti.
Pasaporttakiler ve güvenlik genel olarak rahattı açıkçası. Hatta şimdiye kadar yaşadıklarım arasında en rahat ABD girişiydi diyebilirim. New York ve Los Angeles kalabalığı da yoktu. Haliyle buna epey sevindim. Ve evet, Boston, hazır mısın, ben geldim.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!