Cosmoturk'ten,  Hayata Dair

Baş Dönmesi

Bu yazıyı baş dönmesine adıyorum.

Kırmızı üstüne beyaz harflerle yazılı, gazoz görünümlü, limon aromalı içkim bu yaz akşamüstüne damgasını vurdu. Kusura bakma sevgili okur, bu yazıda ne en çok sevdiğim adamlardan, ne en çok üzen adamlardan, ne en çok kızdığım adamlardan ne de yüzeysellikte sınır tanımayan hemcinslerimden bahsetmeyeceğim.

Bu yazıda gittiğim yerleri, gördüğüm şehirleri, kaleleri, köprüleri, yüzdüğüm denizleri, savrulduğum dalgaları, topladığım çakıl taşlarını, kaldığım adaları, oturduğum meydanları, çektiğim fotoğrafları, unuttuğum yalanları, affetmediğim hataları bulamayacaksın.

Bu yazıya mahsus, kapattım tüm kapıları. Hiçbir sırrım ele veremeyecek beni; düşündüklerimi, hissettiklerimi… Hissetmekten soğutan şarlatanlıklar mı dersin, konuşmaktan yoran soytarılar mı… Egosu yüksek benciller mi, çaresiz bedbaht mıymıy’lar mı… Bu yazıda ne tanıdığım ne yaşadığım ne duyduğum hiçbir şey olmayacak. Öyle geçip giden bir rüzgâr gibi, sadece baş dönmesi bırakan bir hal bu… Unutmaksa unuttum, bitirmekse bitirdim. Bu zavallı hikâyelere bugün ara verdim. Yalnız ben varım, bir de şişeler.

Bu yazının adı da özeti de teması da baş dönmesi olsun. Dünya kendi kendine dönerken, yel değirmenleri rüzgârla dönerken, dönmedolaba binmek bana hiç eğlenceli gelmezken, dönmelerin en güzeli geri dönmemek olsun. Adı da gidip de dönmeyesin konsun.

Bu baş dönmesi ne güzel. Ne ben varım ne bu otel odası ne dışarısı ne de içeri. Saat geçiyormuş umurumda değil, klimayı açık unuttum boynum tutulacak, ne fark eder… Cevapsız aramalar ardı ardına, açsam ne olacak, açmasam… Merak mı edecekler, ne olacak…

Kuruyemiş, cips ve bir de çakırkeyif salınma. Mırıldanılan o en keyifli meyhane şarkısı gibi, tempo tuta tuta eşlik ettiğim tüm sevda şarkıları gibi, adalara giden vapur gibi, sevdiğini ilk kez öpmek gibi. Bu baş dönmesi güzel. Daha fazlası değil; ama bu haliyle güzel.

Bu, gidip de dönmeyenlere, bu gitmeyi beceremeyenlere, bu hem gidip hem dönüp her şeyi mahvedenlere, bu kendini bilmezlere, bu herkesi affedenlere, bu hayatta da tek ayak üstünde bekleme cezası çekenlere, bu da dünyadan haberi olmayanlara… Ben yaptım siz yapmayın der gibi armağan olsun.

Aşkmış sevgiymiş, karşılıklıymış değilmiş, bitermiş sürermiş, gökten elma düşermiş, kerevetine çıkılırmış, yalanmış yanlışmış, zaman tüm acıların ilacıymış, yaşananların şuncacık değeri yokmuş, insanoğlu çiğ süt emmiş, ne iyilik ne erdem ne de başka bir şey, kimse iyi değilmiş, kimse iyi olmaya çalışmamış (ya da erken pes etmiş)…

Bu yazıda bunların hiçbiri yok.

Günbatımları yok. Sarı mor kır çiçekleri yok. Kalpli yastıklar, mum ışığında yemekler, uzun yürüyüşler ve vaat edilen mutluluklar yok. İnatçı bir yalan oyunuymuş hepsi hepsi. Bu oyunu bozdum ben, ebeyi sobeledim.

Baştan savma, kaçamak sözlere lanet olsun. İnsanı hiçe sayan, değersizliği kutsayan, kendi rezilliklerini örtmek için senin özgüvenini sarsanlara yazıklar olsun. Bu yazıda hiçbir duygu kalmasın. Hiçbir sözün altı çizilmesin. Doğru yanlış fark etmez; yaşanan öylece dursun. Bu yazının adı baş dönmesi olsun, yazanı da unutulsun.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 10.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Baş Dönmesi , 10.0 out of 10 based on 1 rating
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!