Hayata Dair

serbest çağrışımın yazdırdıkları

Denizin anlattığı çok şey vardır. Dalgaların ve sabahın bekçisi kuşların, kırlangıçların. Cırcır böceklerinin ve eşekarılarının. Hepsinin anlattığı bir şey vardır bize. Biz ne duyarız, o mühim. Biz ne anlarız. Ne bilir, ne yaşarız. Bir mavi turna olsam, şu dağın ardına uçsam, deriz de, önümüzdeki ilk yamaçta ya da ilk vadide pes etmeye hazırızdır. Güneş bize enerji verir vermesine de güneşin altında iki saat kalmaya sabrımız yoktur. Dışarda geçirdiğimiz ilk gün sivrisinek ısırıklarıyla kolumuz bacağımız şişip geliriz eve. Hayat, bizim için bir örnek giyilen atlet gibi. Üstelik yıkandıkça lastiği gevşer, dikiş yerlerindeki iplikler atar, rengi döner. Biz delinse de o atleti giymeye devam ettikçe hayat da bize en fazla ikinci el mutluluklar yaşatmayı sürdürür.

Sağ yanağımda gün batımı, solda gölgeler. Uzakta o kadının çatal sesle buyurdukları. Bugün yoruldum. Çok yoruldum. Biraz uzandım, sonra kalkıp kitap okudum. Beynimi boşaltmaya çalıştım. Bir küllük kadar doldum bugün. Serbest çağrışımın yaptırdıkları.

Birkaç güzel gün. Her zaman sahip olamayacağımız kadar güzel birkaç an. El ele yürüyen bir anne kız. Atkuyruğu yaptığı saçı ve bir dünya dolusu soruyla küçük bir kız çocuğu. Sabahtan beri es vermeyen kuş cıvıltıları. Mavi pembe yeşil turuncu ve beyaz renklere bulanan yer, gök, deniz. Bir günbatımı uzağımdasın. Sağ yanağımda hâlâ sıcaklığı, sol yanağımsa sessiz, bihaber. İki baykuş figürü ile rüzgâr çanlarının gölgesinden ibaret. Yaşasın yeni gün, yeni umutlar, sevgi ve gelecek hayalleri. Bir aile ve diğerleri. Genişledikçe uzaklaşan mesafeler.

Arada biraz uzaklaşmak, biraz kendiyle kalmak, biraz dengesini bulmak istiyor yürek. Azalttım tatlıyı, ekmeği ve kahveyi. Daha az yiyorum akşamları. Ara öğünleri de unutturmaya çalışıyorum artık.

Bir sarı turuncu top, bir de mavi enginler, uzaklarda bir martı, uzaklarda bir şarkı. Eski bir Ege ezgisi, aynı zevklere sahip olmayan aile fertlerinin buna rağmen bir arada eğlenme / iyi vakit geçirme çabaları. Uçuk mavi, pastel renkler, sarının turuncudan yavruağzına döndüğü o saatler.

Bir küllüğü yeni boşaltmışken sonraki sigarayı da yakar gibiyim. Bir bağ evinde mahsur kalıp bir kadeh roze ile efkarlanacak kadar dolmuşum. Gönül sohbet ister, kahve bahane derler ya. Ben bu sosyal mesafelerde kimlerle nasıl buluşacağım, nasıl kesişecek yollarımız, onun sorgusundayım. Merak ediyorum, acaba bu duygularla aynı gökyüzü altında denizi seyreden bir başka romantik daha var mı? Gerçekten bizi birleştirebilecek bir yeni gün, bir yeni dönem, bir yeni ay olabilir mi? Dualarımız ve niyet defterlerimiz apaçık bekliyor işte. Güneş aynı güneş, ay da aynı deniz de aynı deniz. Okyanus deseler, ne yazar.  Yeşilini de özledim, mavisini de. Gün doğumlarını da özledim. Her günbatımında bir 24 saatime daha veda ederken bu ömrün, “keşke” değil ama “acaba”lar can yakabiliyor. Ben işte bu efkârlı saatimde, sağ yanağımda azalan bir gün ışığı, sol yanağımda gölgeler ve rüzgâr çanları, sessizce bakıyor, derin derin nefes alıyor ve durmadan yazıyorum.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!