Cosmoturk'ten,  Şehr-i İstanbul

Dört Saat

Tam tamına 4 saat. İnsanın aynı şehir içinde işinden çıkıp evine gitmek için 4 saat geçirmesi ne demek… Hele de yağış yok, kar yok, grev yok. Yok işte, hiç bir şey yok. Ama her yerde kaza, yerler toz duman, cam kırıkları, metal ve plastik parçaları. Gittikçe gerilen sinirler en sonunda kopuyor. Her bir telinde ayrı namelerle önüne gelene korna, selektör ve ağza alınmayacak küfürler… Ama hak eden de var şimdi. Eğri oturalım doğru konuşalım. Sinyal vermeden ani hareketlerle nereye gideceğini bilmeden yola dalanlar, önündeki yanındaki aracı sıkıştıranlar kazalara davetiye çıkarmıyor mu? Peki, canımızı tehlikeye atan bu adamlara bağırmak da hakkımız değil mi sorarım size.

Düzgün düzgün gidiyoruz değil mi… Hani şöyle iyi de basıyoruz gaza. E kardeşim dibime kadar girmenin alemi ne? Sağım da boş, yol da boş. Bir fren yapsam… ha ne olacak bir fren yapsam… Sen yine dua et, büyüklük bende kalıyor. Yoksa sen görürdün akla karayı.

Biz, öyle arsız öyle sinir bozucu öyle gergin öyle kara cahil bencil olabiliyoruz ki biz. Ya biz ki 3 şeritlik yola 4, 5, 6 sıra sığışmayı biliriz. Ya sıra ne demek ya, biz sıraya giremeyiz ki. Yoktur öyle bir kavram bizde. Hani fırın önünde pide kuyruğu olsun, maç bileti sırası olsun, banka olsun, yemekhane olsun, ne olursa olsun… Biz öyle yurtdışında gördüğünüz gibi arka arkaya inci gibi sıralanamayız ki. Biz yan yana durup horon tepmeye alışığız. Önümüzdekiyle arkamızdakiyle muhabbet ayağına toplaşmaya alışığız. Bir şekilde sıraya yamanmaya, aradan kaynamaya, bi müsaade istemeye meyilliyiz biz. Bizi sıra bozar.

O yüzden şerit de bizi bozar. Şerit değiştirmek için sinyal vermek daha çok bozar. Erkek adama gelmez öyle. Bu özgüven yoksunu, egosunu trafikte tatmin eden, stresini trafikte atan zavallı adama gelmez öyle. Kuralmış, muralmış; yok daha nelermiş.

Biz her gördüğümüz boşluğa dalarız. Bizim işimiz bu. Kurnazız ya. İlk biz gördük, tak kapadık bu köşeyi. Al sen de şu köşeyi derken bütün arabalar iç içe geçer, birbirimize yapışır, artık hiç kımıldayamayız. Ki biz bu sığışma işine bu kadar önem veririz, yine de her otobüse binişimizde ihtar alırız. İlerlemediğimiz, boşlukları doldurmadığımız yönünde ileri geri konuşulur ya, biz buna da çok alınırız. Bu da böyle biline.

Ya 4 saat diyorum ya. Ben dört saatte Ankara’ya gitmiştim şimdiye. Çanakkale’ye gitmiştim, üstüne çay içmiştim. Ben dört saatte ne işler bitirmiştim, ne yazılar yazmış, ne kalpler kırmış, ne gönüller almıştım. Ben dört saatte acıkmıştım, susamıştım, ihtiyaç molası bile vermiştim.

Kıyamet kopmuş olmalı. Yok, başka yolu olmaz. Duruyoruz. Öylece duruyoruz. Cinnet geçiren de mi yok? Bir tek ben miyim sinir tellerini gevşeten? Hey koca İstanbul görüyor musun başına gelenleri… Görüyor musun yönetenleri? Görüyor musun, kimler geldi girdi koynuna da kimler yaşar oldu sırtlarında. Ben bile gördükçe hayret ediyorum.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!