Hayata Dair

Tekrar tekrar şükrettim

O ilk gün azaptı, hiç beklemediğim bir anda, ayağımın üstüne basamaz olmuştum. Sağ bacağımı sürüye sürüye havaalanında bir kapıdan diğerine yürümek, saatlerce uçağın kalkmasını beklemek, uçaktan inince otobüse, otobüsten dış hatlar kapısına, pasaport kuyruğuna, ordan otoparka yürümek. Üstelik etrafında insanlar sel gibi akarken, bunların hepsini hiç alışık olmadığın bir ağır çekimde yapmak zorunda kalmak. Daha da fenası, bunca ağrı ve yorgunlukla döndüğün memleketinde yaya geçidindeyken üstüne araba süren adamlarla didişmek… Önce, arabayı kullanabilecek miyim diye şüpheyle direksiyona geçmek, sonra ağrının artmadığını farkedip rahatlamak, eve dönüp yatağa yattığında, bu ağrıyla ben nasıl uyuyacağım diye düşünmek; ama bu ağrıyla da o yorgunlukla da bir şekilde uyumak işte.

Ayakta durunca bacaklarından inen acı, ağırlığını bacaklara eşit vermediğin için iki bacağın birden ağrıması, pantalon giyerken ya da oturup kalkarken çok ağır hareket etmek, sürekli bir yerlere tutunmak, eğilip ayakkabını bağlarken dizlerini kıramamak, dizlerini kıramadığın için beline de yük binmesin diye ne yapacağını şaşırmak… Evin içinde terlik bile giyememek, ağrı yaptığı için yalınayak dolaşmak. Dışarda da işe bile spor ayakkabıyı giymek zorunda kalmak.

Bu fotoğrafı çekerken dizimdeki ağrı artmıştı. Topu topu beş altı merdiven basamağı ve on metrelik bir rampa; ama yetmişti işte. Şiddetlenen bir ağrı, yine eski günlerde sandın kendini, ne yapıyorsun, diyerek uyarmıştı.

Yine de “umut” demiştim yapraklara bakarken. İyi ki gelmişim, demiştim. Hava mis gibiydi. Umutla bakmıştım dalların arasından sızan güneş ışığına. Ne güzel, demiştim…

Bugünse, 10 gün sonra ilk kez, tüm gün boyunca hem de, sekmeden, sendelemeden, her adımımı nazikçe atmaya çalışmadan yürüyebildim. Yine yorulduğum oldu, ağrıdığı da ama şükür, dedim. Tekrar tekrar şükrettim.

Bazen, senin o kadar alışıp aslında varlığını bile farketmediğin bir yanına, bileğine belki, boynuna, omzuna, beline, sırtına, seni taşıyan bacaklarına, yere sağlam basan ayaklarına ya da rahatça kırıp bükebildiğin dizlerine birşey oluyor durup dururken. Bu da nerden çıktı, diyip üzülüyorsun önce, canın sıkılıyor, tadın kaçıyor. Sonra isyan başlıyor, kızıyorsun. Belki de hep böyle olacak diye korkuyorsun, en ufak birşeyi kocaman bişi yapıyorsun. Sonra acıyla yaşamayı, ağrısını çekmeyi, geçmemesine alışmayı öğreniyorsun. Etrafına bakıyorsun, buncacık şeyden dünyanı kararttığına utanıyorsun belki. Neler yaşanıyor bu hayatta, bu da ne ki…

Yoruluyorsun, yavaşlıyorsun, ağırlaşıyor dünya, her anında o oluyor, sen başka biri oluyorsun. Ve birkaç gün geçtikten sonra belki, azıcık daha iyi olmak bile ömrüne ömür katıyor. Yüzünde güller açıyor, şükür, diyorsun. Buna da şükür, böyle de gül gibi yaşarım, diyorsun. Hatta normalde yapmayacağın birşeyi yapıp, gidecekken kalmayı, koşacakken durmayı, uzun uzun oturmayı, sakince beklemeyi öğreniyorsun. Dertlenmenin, kederin ve kendine acımanın ilaç olmadığını anlıyorsun. Ne iyi gelecekse, onu yapıyor, bilmiyorsan da fazla karışmıyorsun. Kendine soruyorsun, neye ihtiyacın var, söyle bana, onu yapacağım diyorsun. Ve sonra bir öğleden sonra farkediyorsun ki eskisi gibi herşey, iyileşiyorsun ağır ağır, şükrediyorsun, tekrar tekrar şükrediyorsun bu haline.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!