Hayata Dair,  Seyahat

İtalya Seyahati (1) Roma’yla tanışma

 

20-07-2013 Cumartesi

Cumartesi sabahına bırakılan bavul toplama telaşı iki ayağımı bir pabuca sokmakla birlikte, kısa sürede bavulu kapatıp karşıya geçmeyi başardım. Seyahat öncesi İstanbul’un keyfini çıkarmak adına, ver elini Bebek… Denizin şıpır şıpır yanımızda dansettiği bir yerde oturup güzel bir yemek yedik. Havaalanına gidiş ve havaalanı yoğunluktan uzak, gayet rahattı. Lounge’da oturup Roma ve Napoli için kaydettiğimiz yazıları ve rehberleri okumaya başladık. Ne çok yer, ne çok restoran işaretledik belli değil, haritada yerine bakalım dediğimiz bir ton adres, görülmesi gereken en iyi 10 yer, yapılması gereken 10 şey…

Akşamüzeri 16:30’da kalkan ve yaklaşık iki saatlik uçuşun ardından Roma’ya iniş yapan uçağımızdan çıkış da pasaport kontrolünden geçiş de çok hızlı oldu. Bavulumuzu da çok beklemeden aldık; hatta 18:38 seferini yakalayarak kendimizi şehir merkezine giden trende bulduk. Trenle yarım saat kadar süren yolculuğun sonunda Roma Termini istasyonundaydık.

Elimizde havaalanından aldığımız harita, cadde isimlerini okumaya çalışarak, 50 metrrede bir durup doğru gittiğimizi kontrol ederek oteli bulmamız çok zor olmadı. Hotel dei Borgia Palermo üzerinde, tren istasyonuna yürüme mesafesinde dört yıldızlı bir otel. Roma’daki otel odalarının küçük, karanlık, eski olduklarını duyduğum için kendimi en kötüsüne hazırlamıştım; ama otelimiz bu dedikoduların hepsini çürüttü. Yepyeni, pırıl pırıl, ferah, aydınlık bir otel, odalar ve banyo oldukça geniş. Odaya yerleşip biraz kendimize geldikten sonra, akşam dokuz gibi otelden çıkıp çevrede biraz yürüdük. Nazionale caddesine yakınız; kapalı da olsalar dükkânlardan gördüğümüz Roma’da da büyük indirim var. Bir ileri bir geri yürüyüp mahallemizi tanıdıktan sonra otelin karşısında Ristorante Pasta Love dikkatimizi çekti. Dışardaki masalardan birine oturunca nasıl yorulduğumuzu anladık; garsonumuz hoşgeldin içkimiz olan köpüklü şaraptan birer kadeh sunduktan sonra; porcini mantarlı fettucine ve istiridyeli ve mantarlı gnocci ile İtalyan lezzetleri ile buluştuk. Tiramisuyla geceyi noktalarken, tiramisuyla birlikte servis edilen kurabiyelere bayıldım. Yiyemediklerimizi çıkına atıp, midem dolu, keyifle kalktım masadan. Bu tatilde, kilo hesabı yapmaksızın, her gün başka bir makarna ve her yerde tiramusu yiyeceğim. Bakalım nasıl olacak…

 

21-07-2013 Pazar

Sabah kahvaltımızı otelde yaptık. Açıkçası standart bir Avrupa kahvaltısı diyebiliriz, peynir, tereyağı, reçeller, benim yemediğim sosis yumurta gibi çeşitler, severseniz mısırgevreği, yoğurt, süt, kek ve kurabiye çeşitleri… Bugün şehirdeki ilk günümüz olacağı için heyecanla düşündük ne yapalım ne edelim, nereye gidelim diye. Sabah erkenden saat 7 gibi kalktığımızı da belirtmem lazım. Kendimi tebrik ediyorum.

Otelin sokağı olan Palermo’dan aşağı doğru yürüdük. Sarmaşıklı bi rev gördük ki, bayıldım ona. Koskoca bina boydan boya sarmaşıkla kaplıydı. Dar sokaklar, motorlar, turuncu kırmızı binalar, yeşil tahta panjurlar ve çiçekler arasından yürürken kendimizi Colosseum’un karşısında bulduk.

Colosseum gerçekten de etkileyici büyüklükte bir arena. Zamanında imparatorun ve halkın gladyator dövüşlerini izlemek için geldiği bu yapıya girebilmek için ciddi bir sure kuyrukta beklememiz gerekti. Gladyatör filmini bile izlemeyen benim için özellikle de rehber eşliğinde gezmediğimden olsa gerek müthiş bir etki bırakmadı. Ama yine de Roma’da içinden ya da en azından dışından görülmesi gereken yapılardan biri bence. Colosseum’un yapısını filmlerde gördüğüm gibi düz bir arena şeklinde hayal etsem de zeminin zaman içinde çökmüş durumda olduğunu öğrendim. Zemin altında bulunan tüm kanallar ve odalar şu an açıkta bulunuyor. Bu heybetli taş binayı gezerken Roma’nın ateş gibi sıcağıyla da tanışma fırsatı bulmuş oldum. Şemsiye niyetine kullanılabilecek büyüklükteki şapkamdan bile medet umamayacağımı ise zaman içerisinde öğrenecektim.

Colosseum’dan çıkınca kendimizi yine tarihi yolda yürürken sütunların, heykellerin, farklı zamanlardan kalma binaların ve sokak gösterileri yapanların arasında bulduk. Yolun sonunda dev gibi beyaz mermer bir bina dikkatimizi çekti. Koskoca Roma tarihi düşünüldüğünde o kadar da büyük bir önemi olmayan ve turistlerin bu kadar ilgisini çekiyor olmasına Romalıların anlam veremediği bu devasa bina: Monumento Nazionale a Vittorio Emanuele II diye anılıyor.

Tarihle bu kadar haşır neşir olduktan sonra ne olduysa oldu, dünyevi isteklere kapılıp bir anda birer alışveriş canavarına dönüştük. Via del Corso üzerindeki ve bu caddeye çıkan sokaklardaki dükkânlara girip çıkarak elbiseler, kemerler, ceketler, çantalar ve ayakkabılar arasında kendimizi kaybettik. Via del Sabini üzerindeki hediyelik eşya satan tezgâhları ve alışık olduğumuz alışveriş merkezlerine benzemeyen güzellikteki mimarisiyle Galleria Alberto Sordi’yi de geçerek kendimizi ken aç ve susuz olduğumuzu kabullenip kendimizi en yakında bulduğumuz pizzacıya attık. Turistik olduğu her halinden belli, Centralissimo Winebar Pizzeria’da insalata caprese ve mantarlı pizza ile kendimize geldik. Meşhur Aşk Çeşmesi buradan çok yakındı. Orijinal ismiyle, Fontana di Trevi, Roma’daki en büyük ve dünyadaki en meşhur barok çeşmelerden biri. Kartpostallara ve filmlere en çok yakışan mimari şaheserlerden biri olan çeşmeye ulaştığımda turist kalabalığını aşıp havuza yaklaşmanın ya da fotoğraf çektirmenin ne kadar zor olabileceğini de anlamış oldum. Yıllardır cüzdanda duran 1 cent’lerden birkaç tanesini ailem, arkadaşlarım ve kendim için havuza atarken dileklerim kabul edilmiş gibi mutlu oldum. Çeşmenin orda yine şişelerimize su doldurup yürümeye devam ettik.

Fotoğraf çekimi için burayı tercih eden gelin ve damadın peşine takılarak dondurmacıların arasından İspanyol Merdivenleri’ne doğru ilerledik. Damat, tipik İtalyan enerjisiyle gelinliğin upuzun kuyruğunu omzuna atmış, fötr şapkasını çıkarıp etrafı selamlıyor; gelin de dantelli duvağın altında salına salına yürüyor. Straplez, dar etekli ve dantel parçalı gelinliğe bayıldım.

İspanyol Merdivenleri, bu güneşin alnında pek de cazip bir mekan değildi açıkçası. Her şeye rağmen fotoğraf çektirmekle meşgul turist alayının arasından kendimizi klimalı mağazalara zor attık. Yazlıklar indirimde, daha ne isteriz… Dilim damağıma yapışmış, yine sıcaktan kendimi kaybetmek üzereyken dinlenmek için sokak arasında bir cafe’de durduk. Diğerlerinden daha cazip olmasının tek sebebi de tezgâhta dizili duran kıpkırmızı karpuz dilimleriydi açıkçası. Kocaman bir dilim karpuza yumulmuşken havanın karardığını fark ettim; ama çok da ciddiye almadım. Bulut geçiyordur heralde, diye düşünürken bir yağmur başladı ki sormayın. Böyle bir şey yok. Yağmur bir sağanak oldu bir dolu, insanlar kaçışmaya başladı, başarabilen bir çatı altına sığınmaya çalıştı, çoğu sırılsıklam ıslandı, etrafta bir anda şemsiyelerle seyyar satıcılar belirdi, bu seyyar satıcıların bir kısmı sokağın köşesinde görünen polis arabasından korkup kaçtı, bir tanesi de elindeki şemsiyeleri kenarda bir yere saklayıp polisi gözlemeye başladı. Ben karpuzla serinlemeye yeni yeni başlamışken üstüme vuran damlalardan hiç de şikâyetçi olmadan, adeta kendimden geçercesine yemeğe devam ettim. Sokak o kadar hareketliydi ki, açıkçası sığınmacıların doluşmasıyla cafe’nin içinde ve dışında da adım atacak yer kalmamıştı. Bir anda gelen sesler ve bağırtılar arasında, hemen cafe’nin yanında, sokağın ortasında bir adamın çırılçıplak soyunup dansetmeye başladığını görmeyelim mi… Adam, kollarını iki yana açmış bir şeyler bağırıyor, bir o yana bir bu yana dönüyor ve o kadar mutlu ki… Etraftakiler telefonlarına sarılıp bu anı yakalamaya çalışırken ben sıcağın etkisiyle beynim yumuşamış bir şekilde, amaaan sen de, diyip başımı önüme eğdim ve karpuzdan yemeğe devam ettim. Sonra düşündüm, kırk yılda bir göreceğim bu manzara bile beni etkileyip şöyle bir kafamı çevirmeme yetmediyse sıcak beni hepten bitirmiş demektir. Hakikaten de adam daha sonra yanıma kadar gelip, elinde şortu ve gömleğiyle bizim tentenin altına girdiğinde, elindeki saksı çiçeği yanımdaki masaya bıraktığında ve sonra giyinip koşa koşa uzaklaşırken bile şöyle bir dönüp yüzüne bakmadım bir daha. Yarın benim Vatikan’a gitmeme de gerek yok aslında ya, ermişim ben zaten…

Yağmur durana kadar yerlisi yabancısı tüm Roma halkı telef oldu diyebilirim. Bizse sanki içimize doğmuş gibi önceden altına girdiğimiz tentenin korumasıyla, bu serinliğin, sıcakla buluşan yağmur damlalarının yaydığı tozla karışık kokunun içinde ferahladık, nefes aldık, kendimize geldik. Sonra hesabımızı isteyip aynı sokakta yürümeye devam ettik, çok eğlenceli elbiseler satan bir dükkâna girip birkaç elbise denedik, ben kelebek desenli bir triko hırka satın aldım. Dönüşümüz hızlı olsun diye, İspanyol Merdivenleri’nin orada, Spagna metro istasyonundan Repubblica yönünde metroya atlayıp iki durak gittik. Otelde duş alıp biraz kendimize geldik ve akşamki randevumuza yetişmek için giyindik.

Akşam, bir arya gecesiyle devam edecekti. Hatta biletleri alırken bizi uyardıkları üzere ara sırasında makarna servisiyle akşam yemeğimizi de bedavaya getirme şansımız vardı. Teatro Salone Margherita’da Opera Gran Gala gecesine gidecektik. Klasik bir opera kadar olmasa da en azından kulağımızın pasını silecek kadar bir müzik ziyafeti yaşatmayı hedefleyen operada Rossini, Puccini ve Verdi’nin eserleri peşpeşe çalındı, söylendi. Kostüm ve dekorda çok fazla değişiklik olmadı; arp çalan sanatçının mutsuzluğu gözlerinden okunurken, tenorun Ata Demirer edalarıyla herkesi kırıp geçirmesi ve orkestranın emekliliğini bekleyen tonton teyze ve amcaları aklıma kazındı. En popüler klasik müzik eserlerinden aryaların peşpeşe okunduğu bu gecede içecek ve yiyecek serbest olduğu için şerefe bir kırmızı şarap ile başladık. Arada verilen fussili makarnayı her nedense çok sevdik. Operadan çıktıktan sonra Aşk Çeşmesi yönünde yürüdük, sandalyelere bağlı beyaz şemsiyelerle dekore edilmiş bir cafede çay içip tiramisu yiyerek gecemizi noktaladık.

Diğer seyahat yazılarına da göz atmak isterseniz…

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!