Cosmoturk'ten,  Hayata Dair

İki-bin-dokuz

Puslu bir gün ortası, Beşiktaş motoruna yetişme telaşıyla koşturuyorum yine. Bazen kendime soruyorum, neden her yere koşturmak zorundayım, neden hep bir telaş, alelacele işlerim… Tatile çıkarken bile ağır ağır, günler öncesinden bavul hazırlayamıyorum; hep son saatlerde bavula tıkıştırılan birkaç parça eşya. Hayatı ağırdan alan insanlara imreniyorum çoğu zaman; ama normal yürüyüş tempom bile bu kadar hızlıyken ağırdan yaşamak da beni sıkar diye korkuyorum.

Mevsim kış, diğer adıyla kırmızı mantom ve en sevdiğim boğazlı kazağım. Sıcak şarap ve loş ışıkta akşam yemekleri… Lapa lapa yağsın diye dilek tuttuğumuz kar düşmek bilmiyor bu sene. Varsa yoksa yağmur, bir de yeni yeni radyolarda çalan bir şarkı “yağmur sen de vurup durma şu cama”. İnsan hıncını alamayınca ona buna saldırır ya bazen, özlemler, nefret ve tutku ile kendi kendini bile inkar eden düşler yaşar ya. Yine de pişman olmaz ya hani. Kendince cesur ve inançlı durmayı da bilir. Ben de öyle inatçı bir idealistim işte. Yağmur göllerine bata çıka koşturan, bazen burnunun ucundakini görmeden duvara toslayan, yere yuvarlanan, bir an hıçkırıklara boğulacak gibiyken kendi kendine gülmeye başlayan bir deliyim.

Zamanında, şimdiki yaşımı yaşlı bulduğum okul yıllarında mesela, hayata kafa tutardım. O zaman bu kadar bilmişlik yapan biri için aslında hayata dair hiçbir şeyi bilmediğini anladığı yaşlar bu yıllar. Daha da önemlisi, hayatın gerçeklerini ve kendini kabullendiği… Doğum günüm, ilkbahar, bembeyaz ve gülümseyen yüzüyle hala çocuksu. Ben de bu yıl çocukken bana çok uzak gelen o malum yaşa bastım. O gün bugün ne zaman yaşımı söylemek zorunda kalsam içimde bir kız çocuğu “gerçekten mi?” diye sorar oldu. Gerçekten mi, o kadar oldu mu… Oldu tabii.

Hayat, sana sormadan yazıyor geleceği. Bir gün sonrasını bile öngöremezken yeni yılı ölçüp biçmek ve vaatler vermek ne kadar doğru? Her yılbaşı çıkardığımız dersler ve yeni yıl için not ettiğimiz yapılacaklar listesi. Ben de bu listelerden çok kez yaptım; ama ne kadarını gerçekleştirdim acaba… Pişman mıyım, asla. Yaşanırsa sebebi var. Eğer bir oyunsa bu, sahneye çıkıp benden rol çalan herkesin bir nedeni var. Geleceği görebilmek mümkün olsa ben yine de görmeden yaşamayı seçerdim sanırım. Ama tek bir farkla: Hatalarımı bu kadar çok tekrarlamadan ve kendimi bu kadar çok cezalandırmadan, mümkünse.

Bildiklerini unutmak pahasına kıra döke yaşamayı da seçer insan. Ben de öyle yaşadım. Bana ne oluyor, diye sormaya gerek bile duymadan, yerle göğü inletircesine yaşadım. Kendimden sıkıldığım anlarda yaralarımdan arındım. Ama bir süre sonra karşıma yine benzer sahneler çıkarıp benzer yaralar aldım ve aynı oyun devam etti böyle. Ne yazık ki insan çok defa kendini ve hatalarını sorgularken sıkışıyor içinde ve ne yazık ki çoğu kez bunca sorgulamaya rağmen kendiyle bile yüzleşemiyor. İnsan bu yola çıkınca anlıyor, ne kadar çok ayna varmış ve ne kadar çok korku. İnsanın kendisini affetmesiyse her şeyden zormuş.

Ama pes etmek yok. Su yolunu bulur, diyor içimde bir ses. Mevsim sonbahardan kışa dönerken gülümseyerek hatırlıyorum yaşanılanları. Fotoğraf karelerine sığmayacak kadar ışıltılı anlar, izlenilen filmler, okuduğum kitaplarda yaşanılan hayalperestlikler, sahilde tek başıma çıktığım sonuçsuz hesaplaşmalar, Bebek’te kafayı bulmalar, Cadde’de yürüdüğüm yağmurlu günler, trafikte geçirdiğim uzun saatler, ofise geç kalmalar, öğle arasında uğranılan kitapçılar, Cumartesi alışverişlerinde rengârenk Venedik maskeleri, kız kıza sohbetlerde kaldırılan onca kadeh ve tüm kahkahalar, hepsi bu yılda.

Ben de kendimleyim işte bu akşam, uzun bir keşifte, ait olduğum yerde.

 

 

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!