Seyahat

Halkidiki – Navagos ve Afitos

Halkidiki’de 5. gün. Hava bulutlu ve rüzgârlı gözüktüğü için yukarıdaki plajlara hiç bakmayalım dedik. Bizim otelin güneyi daha sakin olurdu.

Navagos-2
Dün gittiğimiz Lefki Ammos‘tan daha içeri gidelim dedik ve kendimizi Navagos‘ta bulduk. Burayla ilgili bir tavsiye ya da önbilgimiz yoktu. Bakıp görecektik artık.
Plaja ilk indiğimizde ne kadar boş olduğunu farkettik, topu topu üç dört aile vardı sanırım. Saat biraz ilerledikçe plaj da dolmaya başladı.

Navagos-1

Mekânın beyazı, dinginliği, bahçede eski bir kayığın içine ekilmiş çiçekler, hamaklar, restoran barı ve merdivenlerden denize inerken mırıldanmaya başladığım müzikleri… Frank Sinatra ile başlayan müzikler smooth jazz ve chill out melodilerle ve coverlarla devam etti.

Navagos, gayet şık ve güzel bir yerdi, bar&restoran dekorasyonunu da beğendim. Akşamları da bence çok güzel oluyordur, öyle bir ambiansı var.. Restoranı ve plajın sakinliği güzel, upuzun sahil bize ait.

Navagos-3

Ben böyle yerlerde tuvaletlere duşlara falan da özellikle bakarım. Tuvaletler hem temizdi hem de böyle yerlerde sıkça gördüğümüz prefabrik barakalar gibi değil, bildiğin taş duvar binaydı işte. (Lefki Ammos’taliler bildiğin prefabrik mesela)

Arkadaşlarım denizini çok sevmedikleri için – çakıllı ve taşlıydı- başka yere gitmek istediler. Biz de dün gidip beğendiğimiz Lefki Ammos’a gidelim dedik, hem bir sonraki koy, oldukça yakın da. Öğle yemeğini restoranda yiyip çıktık; biz çıkarken peşpeşe arabalar geliyordu. Bu arada öğlen yediğim tavuklu linguine’yi çok beğendim, kendimden geçtim yerken. O kadar lezzetliydi ki…
Navagos-4

Lefki Ammos’a geldik gelmesine de yer bulmak için biraz beklememiz gerekiyordu; zira saat öğlen ikiyi geçmişti ve plaj tıklım tıklımdı.
Güneş gözlüklü yanık işletmecimiz, hadi adı Niko olsun, bizi önce barın yanındaki koltuklara sonra barın önündeki koltuklara aldı, en sonunda da kumdaki şezlonglara geçtik.

Lefki Ammos. Sabahtan sonra su cennet gibi geldi. Kalabalık ama en azından gök mavi, turkuaz sular..
Plajda geçen saatlerden sonra akşam 7ye doğru ayaklanıp Athitos (Afitos) yönüne doğru yola çıktık. Buraya 30 km mesafede, bizim otelden ve iki gün önce gittiğimiz Kriopigi’den de ileride bir kasabaydı. Çokça tavsiye edilmişti,  mimarisi ve manzarası görmeye değermiş.

Athitos gerçekten şirin bir yer, Şirince ya da Alaçatı havası var; ama dükkanlar, restoranlar, galeriler ve insanlar öyle üst üste kalabalık değil. Çok sevdim. Elişi takılar ve tablolar satan Magemenos‘tan kendime minik bir tablo aldım: “Travel is magical” yazıyormuş üstünde. Tam benlik 🙂 Dükkânda gerçekten çok özel el işi, sanatsal parçalar, bilezikler, küpeler, duvar panoları vs vardı.
Afitos-1

Dükkânlara baka baka yürümeye devam ettik, hediyelik eşyalar da çok güzel, sabunlar, buzdolabı süsleri, seramikler, bileklikler… Bizim ülkemizde neden bulamıyoruz böyle güzel özgün hediyelik eşyalar? Tatil beldelerinde neden hep basmakalıp örnekler görüyoruz? Aynı seramik panonun üzerinde sadece ilin ilçenin ismimi değiştirip satmak niye mesela?… İçimdeki eleştirmen yine piyasaya çıkmıştı, farkeder farketmez onu hafifçe kenara itip akşamın keyfini çıkarmaya kaldığım yerden devam ettim.

Akşam yemeğini denize karşı manzaralı, Thea Tharassa’da yedik. Açıkçası benim için fazla turistik ve manzaranın yemeğin kalitesinin önüne geçtiği bir mekandı. Tekrar gidecek olsam, ara sokaklardaki otantik tavernalardan birine girmeyi tercih ederim.

 

Thea Tharassa’da mücveri beğendim, salata ve balığı çok tutmadım. Hesapla birlikte gelen revani ve irmik helvası da çok hoşuma gitmedi. Üç kişilik akşam yemeği için 51 Euro ödedik.

Afitos-3
Yemekten sonra ara sokaktan yürüyerek meydana çıktık, orda tam göbekteki Agora Cafe‘de oturduk. Ben orta şekerli Greek coffee söyledim. Kahve cezvede geldi ve yanında da güllü lokum vardı. Beğendim.

Afitos-4

Tatilimizin ilk Türk turistlerini yine Athitos’ta gördük; yolda bağırarak dolaşan adam, cafe’de önümüze oturan kadınlar ve arabaya yürürken bir taverna önünde telefonla konuşurken duyduğumuz genç.


Cafe’nin olduğu meydanda akerdeon çalan bir çocuk vardı. Genç kızlardan biri ona yiyecek getirdi, içecekle birlikte, onunla konuşmaya başladı. Çocuk, başta utandı, sonra sandviçten yemeye başladı. Bitirince ağzını sildi, kalkıp çöpünü çöp kutusuna attı, geri gelip yerine oturdu ve Besame Mucho çalmaya devam etti.

Meydanda gelen geçene bakıp vakit öldüren bizler de bizim yerimizde oturmayanlara nasıl davranmamız gerektiğini ve nelerin onları etkileyebileceğini konuştuk durduk… Bazen böyle olur ya, neyin ne olduğu hakkında çok konuşur; ama sonra biz yapana kadar gerçekten ne olduğunu da bilemeyiz. Öyle bir tuhaf haldi.

Afitos-2

Otele dönerken sabahtan beri dönen Erol Evgin CD’sinin yerini Yalın aldı. Karanlığa, insanlara, gençlerin gece hazırlıklarına ve kürkçü dükkânlarının önündeki esnafın bekleyişine şahit oldum. Gördüğüm her yüreğe ismini sormak ve sarılmak geldi içimden; kendi kendime mırıldandığım şarkı ise pek manidardi: “Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç, çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç…”

Kendime hatırlatma: Bu tatil kendime öğüdüm; Saçmala!

Diğer seyahat yazılarına da göz atmak isterseniz…

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!