Hayata Dair,  Seyahat

Gaziantep’te ilk gün

Bir yere, ama herhangi bir yere değil, uzun zamandır görmek isteyip merak edip planlar yaptığın bir yere gitmenin keyfi bir başka…

Benim için yolda olmak her zaman güzeldir; ama yeni bir coğrafya merakı içimi çoktan sarmış, içim içime sığmaz olmuştu.

Sabah İstanbul Atatürk Havalimanına bir çırpıda gidiverdik, hatta dümdüz ovaları aşarak Gaziantep’e inişimiz de gayet rahattı. Ve bizi karşılayan sıcak hava dalgası… Hem de ne sıcak. Havaş otobüsü ile Yeşilsu’ya kadar gittik, sonra sora sora otelimizi (Tepebaşı Konakları) bulduk. Adından da anlaşılacağı gibi, otelimiz Tepebaşı Mahallesinde olduğu için hafif bir tırmanışla nefes nefese kaldık; ama değdi. Otelimiz çok tatlı.

Zeugma

Odaya yerleşip biraz soluklandıktan sonra taksiyle Zeugma Müzesi’ne gittik. Çok okumuş, çok fotoğraf görmüştüm ama içine girip gezince yine de etkileniyor insan. Baraj suları altında kalmasına üzülüyor antik şehrin, büyük bir çabayla kurtarılan mozaikleri gördükçe hayran oluyor, bakmaya doyamıyor, gözleri doluyor… Türkiye dışından da gelen arkeologların kazılara verdiği destekle 24 saatlik müthiş çaba sonucu bu güzellikleri kurtaranların eline sağlık…  Zamanın çok ötesindeki bu güzellikleri yaratanların eline sağlık… Eserlerin hikayelerini dinleye dinleye, Çingene Kızının önünde dura dura müzeyi gezmemiz iki saati buldu.

Müzeden çıkınca Halil Usta’ya bakacaktık ama saat altı olmuştu ve aç da değildik. Vazgeçip taksi beklemeye başladık. Meğerse müzenin orda taksi çağırmak için bir düğme de varmış; ama biz görmemişiz.

Tahmis

Bakırcılar Çarşısı’nda taksiden inip çarşının içinden Tahmis Kahve’ye gittik. Menengiç kahvesini ilk kez burda denemiş oldum. Tadı sanki daha şekerli, daha aromatik ve kakaolu gibi geldi. Arada bir içebilirim ama sade Türk kahvesinin yeri ayrı bende…

Carsi

Kahveden kalktığımızda saat yedi olmuştu ve dükkanlar kapanmaya başlamıştı. Tahmis’in karşısında Osman Abi’den salça ve acıbiber aldık. Osman Abi bir avuç antepfıstığı da ikram etti bize. Ordan İmam Çağdaş’a yürüdük. Tabii o ana kadar farkında değildik; ama güneş burda daha erken batıyor, iftar İstanbul’a göre 45-50 dakika daha erken oluyordu. İmam Çağdaş’ta da iftar menüsü vardı. En iyisi bir saat bekleyip öyle gidelim dedik. Arada geçen zamanda Tahmis’te oturduk yine, bu sefer zahter çayı içtim, çok da beğendim. Yolda seyyar satıcıdan meyan kökü şurubu içtik, ilkini sade, ikincisini gülsuyu katılmış olarak verdi. Açıkçası çok bayılmadım, hele gülsuyu iyice iştahımı kaçırdı. Yine yolda bir dükkana girip dut – urmu suyu aldık, bana içinde katkı maddesi vardı gibi geldi ama tadı fena değildi.

ImamCagdas

Bu şekilde oyalanıp birşeyler içip biraz da dinlendikten sonra akşam saat dokuz gibi tekrar İmam Çağdaş’a yöneldik. İftar kalabalığı dağılmış, restoran iyice sakinlemişti. Bakır çanak içinde küçük kepçe gibi kaşıklarla ikram edilen ayran, Ali Nazik, altı ezmeli ve patlıcan kebap… Üstüne de havuç dilimli. Kendimden geçtim, özellikle Ali Nazik beni benden aldı… Yine gitsem yine yesem…

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!