Hayata Dair,  Seyahat

Bonjour Paris

Bonjour Paris.

Bonjour güzel gün.

Sabah kalkınca pencerenin önünde durup perdeleri iki yana açtım ve avluya baktım. Avluya bakan camlardan çoğu kapalı, açık olan birinden hafif bir müzik geliyor ve esmer bir genç kahvesini yudumluyor. Sabaha bir de mutfak camından bakayım dedim, camın önündeki saksılara, saksılarda kaktüslere, hemen camın önünde duran siyah sandalyeye, sandalyenin oturma yerinin Legolarla doldurulmuş olmasına, sandalye bir oraya bir buraya itildiğinde Legoların gürültüyle ordan oraya kaymasına bakakaldım.

Hemen yakındaki patisseri’nin sıcacık, tazecik mini mini yumuşacık croissantlarına bayıldım. Sanmayın ki normalde croissant tutkunuyum, hiç aramam, meraklısı değilimdir; ama bu nasıl bir lezzet, tarifsiz. İncecik hamur ağzınızda dağılıveriyor. Tek kelimeyle müthiş.

Kıpkırmızı domatesler, peynir çeşitleri, yeşil zeytin ve tahıllı baget harika bir kahvaltı ettim. Bu kahvaltının bonusu croisstantlar dışında bir de üzümlü hamurişi tatlıydı. Ne diyebilirim ki, yine yürümek farz oldu bugün. Neyse ki seviyorum yürümeyi, kendimi sokaklara vurdum.

Saint Germain’in arka sokaklardan Musee d’Orsay’a kadar yürüdüm. Güneş’in vurduğu yerlerde hırkamı çıkarıp gölgede tekrar giyerek, bistrolarda oturan insanların yediklerine içtiklerine bakarak, gözlerinin içindeki pırıltıyı bile görerek, hızlı adımlarla yürüdüm şehirde.

Eiffel’e giderken nehir kenarında şenlikli bir yerler görüp aşağı indim. Seine boyunca cafeler, banklar, sandalyeler, oyun alanları, serada yeşil bitkilerle aşk merdiveni, çocuklar, bisikletliler, turistler, paten kayanlar…

Paris’e bu üçüncü gelişim; ama henüz Eiffel’e çıkmamıştım. Hep de bu sıra bekleme kısmı hevesimi kaçırmıştı; ama bu sefer kararlıydım. Bu, sırada bekleme, asansör’de bekleme ve inmeyi bekleme süreleri ile toplandığında toplam 3 saati bulmuş olsa bile… Bence değdi.

1889 senesinde Fransız İhtilali anısına inşa edilen Eiffel Kulesi, 300 metre yüksekliğinde ve okuduğuma göre kulenin yenilenmesi için 60 ton boya gerekiyormuş.

Yukarıdan bakılınca, Paris’i daha çok sevdim sanırım. Şehri bölen zarif nehri ve düzenli yemyeşil parkları ile gönlümü çaldı yine.

Eiffel’den çıkınca Trocadoro meydanına girmeden, önce Seine kıyısından yürüyüp, ikide bir durup ağaçlar arasından Eiffel resimleri çektim; sonra ara sokaklarda biraz kayboldum. Derken bir anda kendimi turist kalabalığının içinde, Champs-Elysees’nin göbeğinde buldum. Louis Vouitton önünde mağazaya girmek için sıra bekleyen kalabalığı görünce adeta dumur oldum. Benim için herhangi bir yer tanımına giren bu mağazanın adeta moda mabedi olmasını kabul etmem gerekiyor sanırım. Söylenilenlere göre, Paris’e gelip de bu mağazaya girmeden dönen kadın yokmuş. Ben ilk olabilir miyim izninizle?

Öğle yemeğini yemediğimi fark ederek açlığımı Cafe di Roma’da bir kadeh roze şarap ve bir porsiyon spagetti ile teselli ettim. Biraz enerji toplayınca da Arc de Triomphe de l’Étoile yönünde yürümeye devam ettim. Arc de Triomphe, Napolyon tarafından 1806’da yapılmış ve 50 metre yüksekliğinde. Eiffel’e bile üçüncü gelişimde çıkan biri olarak, Arc de Triomphe’ye çıkmadım; ama karşısında durup resmini çekmeyi de ihmal etmedim. Sonra gerisin geri Louvre yönünde yürümeye başladım.

Bunca yürümenin üstüne can dostum ayaklarımda pek hal kalmamıştı. Cadde kenarındaki bir parkta ayakkabılara fora diyerek çıplak ayaklarla çimler üstünde özgürlüğüme kavuştum. Etrafta gördüğüm püf çiçeklerini (paraşüt çiçeği ya da hindiba diye de anılıyor sanırım) püf püf üfleyerek tüy gibi uçuşmalarını seyrettim. Hatta zorlayıp cep telefonu ile fotoğraf denemeleri bile yaptım ama tabii ki bu kareleri yakalayamadım. Ben de çimlerde atlayıp zıplamaya devam ettim. Nemli çimlere ve toprağa basmak ayaklarıma o kadar iyi geldi ki, anlatamam. Düşündüm de, çıplak ayaklarla çimlerde dansetmek gibi bir mutluluk var mı…

Bu dinlenmeli eğlenceli çocuksu moladan sonra Concorde yönüne doğru yürümeye devam ettim. Bu meydan Fransız İhtilali sırasında ne çok katliama şahit olmuştu kim bilir. Giyotinlerin kurulduğu meydanda şu an yalnızca günbatımının turuncu kızıl renkleri altında fotoğraf çeken turistler vardı.

Hazır güneş bulutları rengârenk boyar ve Paris’i ince bir cibinlik gibi sarıp sarmalarken Tuileries Bahçeleri’nde (Jardin des Tuileries) molayı hak ettim. Havuz başında gün batımı renkleri altında sırtı yatık sandalyelerde oturup dinlenmek bir harika. Etrafta benzer sandalyelerde dinlenen, arkadaşlarıyla sohbet eden ya da kitap okuyan bir sürü insan… Ama bu kadar insana rağmen sessizlik… Ne dışarıdan gelen trafik sesi ne de saygısızlıkla büyümüş kalabalık gürültüsü. Sanki herkes, kimse – hatta şehir bile – rahatsız olmasın diye fısıldayarak konuşuyor ve bu fısıltı da havuzun ortasında eriyip kayboluyor.

Huzur… Sonsuz bir huzur…

Apartmana girip daireme doğru merdivenleri çıkarken karşıma çıkan cincon köpek, yorulmuş bu biçareye hava atmak istemiş olmalı ki durduk yere hem havlamaya başladı, hem de ben ileri gittikçe geri adım atıyordu. Yabancı memleket, olmaz olmaz ama bi de başımıza kuduz falan almayalım diye ne yapacağımı bilmez halde dururken sonunda Sus! diye bağırdım. Ben insanlarla konuşur gibi telkinle ikna etmeye çalışıyorum işte bu arkadaşları da. Cincon arkadaşımız benim Türkçe’mi anlamadıysa bile sahibi anladı sanırım – ki onu içeri aldı.

Ben de evceğizime çıkıp televizyonun karşısındaki koltuğa gömüldüm.

Heyt be! Paris’te ikinci gecem. Başka neler yapılır diye arada göz attığım gezi rehberlerine bakılırsa Paris’i gezmenin en iyi yolu yürümekmiş – sokakları, nehir boyu, caddeleri, parkları ve mezarlıkları diye vurgulanıyor kitaplarda. Bu yürümenin abartılı halini bizzat şahsım adına gösteren rakamlar ortada: Bugün için benden 26.228 adım. Diğer bir deyişle, yaklaşık 20 kilometrelik bir yürüyüş. Var mı artıran?

 

Diğer seyahat yazılarına da göz atmak isterseniz…

 

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!