Cosmoturk'ten,  Gönül İşleri,  Hayata Dair

Bir Kadının İç Sesinde

Bir gözyaşı gibi mi, ağlamak gibi mi içindeki kırıkların hissettirdiği… Kalın ve yüksek duvarlı surlarının ardında bir köşede dizlerini kendine çekip başını dizlerine gömmüş bir kız çocuğu gibi mi… Kadın her yaşta bir kız çocuğu olabilir mi, yoksa yüreği henüz kararmadığı ve katılaşmadığı için mi bu hassas duruşu…

Bir kale gibi durur ya bazen kadın, mızraklı savaşçılarıyla saldırılara hazır ve hiç beklenmedik ateş toplarıyla da saldırgandır ya hani. Bazen bir ziyaretçi için o güçlü kale duvarlarını yerle bir etmeye de hazırdır. Kendi kalesini vurmakla bile olsa.

Birşeyler acıtırsa birşeyler birikirse diye içindeki gelgitleri de saklaması mı gerekir, mantık süzgecinde eritmesi ya da hepten silmesi mi yoksa?

Kadınlık ve erkeklik, bazen doğaları çok ayrıymış gibi gözükse de iç-sesleri o kadar benzer ki. Kadın ya da erkek, doymak bilmeyen bir aşıksa ve örselenmişse yüreği (bir zamanlar, bir sebepten), korkuyla içini kemirmez mi birşeyler, bazen bir yara gibi… Duygular ve isteklerle karmaşık bazen tuhaf tepkiler, belki sorunu kendinde aramalar ve devamında da haliyle kendine güvensizlikler… Peki bu güvensizlik ve doyumsuzlukla mutlu olabilir mi insan…

Mutlu olmaya yeminliyse buna çalışır ve enerji topu gibi zıplar durur belki yollarda; ama yorulmaz mı hiç… Yorulur elbet, durup biraz kendini dinlemek ister ve tedirginlikle de olsa kendini anlamaya çalışır.

Kendini anlamak bile çok zordur bazen. Çoğu insansa kabul etmez bu gerçeği. Anlaşılmaz bir şey yoktur gibi gelir. Ama içgüdülerle mantığın sesini aynı senfonide dinlemek ve dinlediğinden anlamlı sözler işitmek… o kadar kolay mı.

Kendini tanımakla geçiyor insanın ömrü, kendini tanırken de başkalarını. Ve kendini başkasının yerine koyup onun gözüyle de yorumlayabildiğinde bakış açın müthiş genişliyor. Ancak kendi sesini o bakış açısıyla kısmak da bir o kadar tehlikeli. Hemen herkese hak vermeye başlıyor insan çünkü bu noktadan sonra. Kendi öfkesini bile hor görebiliyor.

Ve kadın bazen kendini ne kadar hor görüyor, başkalarının gözlerinde yaşarken kendini yitiriyor –farkında bile değil… O aşk dolu, tutkulu kadın, kendi kanat sesinden ürkmeye başlıyor. Yaşamı bölerek ve ekleyerek, parçalayarak ve deşifre ederek yaşamayı sevmiyor kadın. Her kadehte tek bir tadı, her sıfatla tek bir anlamı bağdaştırmayı sevmiyor. Bu yüzden de tanımlar ve sıfatlarla sınıflandırarak yaşayamıyor. Belki de erkekten bu noktada farklılaşıyor en çok. 

Kadın gerçekten sevdi mi erkeğin tüm sıfatları siliniyor, erkek için ise sıfatlar her daim var, sevmek ya da sevmemek başka bir boyutu sadece.

Kadın, iç sesinde bir çok sesi duymayı ve tüm o seslerin karşısında tek bir özel’i görmeyi biliyor. Bir yerde saygıyı bir yerde şehveti tutup ortada bir köprü kurulmasını beklemiyor, o köprüyü kendi aşkıyla harmanlamayı seviyor. O tutkulu aşkla üzerine titrediği bir sevgiliyse eğer, biraz masalsı biraz büyülü bir sarhoşlukla ve çevresindeki herşeyi unutup sırf o anı yaşamayı istiyor, doyumsuzca ve sonsuz kadar uzun. 

Erkek de istiyor bunu elbet, istemiyor değil; ama yaklaşımı farklı. Erkek, fizyolojik beklentilerinin, kadınsa bunun üstüne koyduğu manevi hislerinin karmaşasını sorgulamakta çoğu zaman. Ancak iki cinsin de farkındalığının görmezden gelme noktasına kadar indiği de olmuyor değil. Aynı sebeplerle aynı sonuçlara ulaşsalar da düşünmeyi ve konuşmayı zorlaştıran birşeyler var bunların yanında. Çeşit çeşit sıfatlar ve hala tabularla örülü bir dünyada, sırf bu yüzden, kalın sur duvarlarının ardında bir genç kız yüreği bırakıyor kadın. Surların önüne güçlü çıkıyor; ama içeride bıraktığı yüreği de çarpmaya devam ediyor.

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 10.0/10 (1 vote cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: +1 (from 1 vote)
Bir Kadının İç Sesinde, 10.0 out of 10 based on 1 rating
Be Sociable, Share!
Share

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

error: Content is protected !!